Deplasmanda alınan Gaziantep mağlubiyeti sonrası Beşiktaş'ımız, bu seferde Türkiye Kupası 2. tur mücadelesi için bugün Niğde deplasmanında Niğdespor ile saat 14:30 da karşılaşacak.
Niğdespor takımı, Bölgesel Amatör Lig 5. grupta mücadele ediyor. 5 Şubat Stadyumu'nun kapasitesi ise 5.000 kişilikmiş.
Bizim için kolay ve önemsiz bir maç gibi dursada 350 bin nüfuslu Niğde şehrinde elbette kura çekiminden beri heyecanlı bir bekleyiş var. Kupa maçlarını, maç bahanesiyle büyük takımların ülkemizin değişik şehirlerine adeta turneye giden sanatçılar gibi deplasmanlara giderek kattığı bu güzel duygular yüzünden çok seviyorum.
Hak edenin kazanmasını dilerken tabiki gönlümüz ve arzumuz Beşiktaş'ımızın galip gelmesinden yana. Pankart ile jest yapan Niğde kulübüne şahsım adına teşekkür ederim.
Türkiye Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Eylül 2012 Salı
18 Şubat 2012 Cumartesi
Güneş Balçıkla Sıvanmaz

2011/2012 (27.) Erkekler Türkiye Kupası Şampiyonu BEŞİKTAŞ ...
Bizlere bu güzel duyguyu yaşattıran, basketbolcularımıza, hocamıza ve emeği geçen herkese teşekkür eder gönülden tebrik ederiz fakat maç sonu skandal açıklamalarda bulunan sayın Şeref Yalçın için söyleyecek bir şey bulamıyorum. Maaşına ekstra zam için mi, yoksa fazla fazla alınan maaş karşılığında mı söylendi o cümleler artık orasını bilemicem.
Sevinmek için sevmedik! Güneş balçıkla sıvanmaz? YETER Yıldırım Demirören...
12 Mayıs 2011 Perşembe
Kupa Bizim...

Son altı senedeki dördüncü kupa finalimize çıkarken açıkçası maç öncesinde benim en tedirgin olduğum final bu oldu. Maç içerisinde de beklediğim gibi İBB bize sıkıntı yarattı ve aslında kupayı alabilecek oyunu sergiledi. Beşiktaş'taki yıldız oyuncuların böylesi bir finalde maça ağırlığını koymasını ve skoru lehimize çevirmesini beklerdim ama Guti yok gibiydi, Quaresma da 'hep bana' mantığıyla oynayınca iş iyice sarpa sardı ve gitti gidiyor denen maç penaltılara kadar sürdü ve maçın kaderi tamamen duran toplara kalmış oldu.
"Penaltı kurtarılmaz, kaçırılır" diyenler bu maçın penaltılarını kanıt olarak gösterebilirler. Kaleyi boş bırakmış olsalardı da skor değişmeyecekti. İki kez direkten dönen top Hilbert'i, Rüştü'yü ve sonuç olarak Beşiktaş'ı kurtarmış ve Avrupa'ya yollamış oldu.
Sevinçliyiz elbette ama gelecek seneye yönelik endişelerimiz ve sıkıntılarımız da bu sevinci doyasıya yaşamamıza engel oluyor. Yarım sezonluk gelen ve kupa töreninde durmadan dans eden Almeida'nın kaderi belirsizliğini korurken bu gece Bobo'dan 'son maçımdı' açıklaması geldi. Guti de durmaz gibi buralarda. Kalanlara baktığımızda ille de dursun diyeceğim adam geldiğinden beri Fernandes idi, bu akşamdan sonra kesinlikle Fernandes'tir. Sonrasındaysa Hilbert. Son penaltılarda bütün takım Simao'ya koşarken onun kaçırdığı penaltıdan duyduğu suçluluk duygusuyla önceyere kapaklanması sonra sevince katılması görülmeye değerdi.
Son olarak kimilerine sempatik, kimilerine antipatik gelse de İstanbul Büyükşehir Belediyespor takımını da tebrik etmek gerekir bence. Keşke şampiyon da olsaydık da onlar da kupa finalisti sıfatıyla Avrupa kapılarını zorlasalardı.
Beşiktaş: 6
İBB: 5
(Quaresma, Sivok / Almeida, Fernandes, Aurelio, Simao (P) )
27 Nisan 2011 Çarşamba
Kebaplar,Tatlılar, Deplasman Dediğin Böyle Olur!
Deplasmanların tadı hiç şüphesiz her zaman farklı oluyor, hele ki gidilen şehirde; şehre has yerler gezilip, yörenin yemekleri yenildi mi deplasmanın hakkı tam olarak veriliyor. En azından benim deplasman anlayışım böyle olduğu için her deplasmanda bunu uygulamaya çalışıyorum. İstanbulda alınan 3 farklı galibiyet sonrası kupa yarı final rövanşı için Gaziantep şehrine gitmek üzere hazırlıklara başlamış, plan ve programımızı da hafta başında arkadaşlarımızla yapmıştık. Kendi imkanlarımız ile İstanbuldan sabaha karşı önceden kampanyalı biletlerini aldığımız tarifeli uçak ile yola çıktık. Yaklaşık 1.5 saatlik yolculuk sonrası iniş yaptık ve havalimanından servis ile direk şehir merkezindeki otelimize doğru yola çıktık. Otele yerleşip kahvaltı edip biraz dinlendikten sonra pankartımızı odamızın camına asarak şehri selamlıyorduk.
Daha sonrasında topluca otelimizden ayrılarak şehrin çarşısında gezip alışveriş yaptık ve sonrasında da meşhur kebapçı Halil Usta'nın mekanına gittik. Adeta parmaklarımızı yedikden sonra hem yediklerimizi eritmek hem de tarihi kaleyi görmek üzere Gaziantep kalesine çıktık. Şehrin manzarası, kaledeki argumanları ve eserleri inceledikden sonra sıra bilhassa benim için maç öncesi yapılacaklar listesinde olan en önemli aktiviteye gelmişti. Kalenin yakınında bulunan İmam Çağdaş da 2 porsiyon karışık tatlıyı yerken kendimden geçiyordum.
Havanın İstanbul'un aksine sıcak ve güneşli oluşu, yenilen mükemmel yemekler tatlılar ile keyifli başlayan deplasmana, alınan 2-2'lik beraberlik sonrasında finale çıkmanın keyfi de eklenince adeta bir rüya halini almıştı. Bize ayrılan tribünler tamamen dolu idi. Antep tribünleri de bizleri şaşırtıyordu, hem dolu hem de hareketliydiler. Perşembe sabahı öğlene doğru otelden çıkıp yapıp Şanlıurfa'ya doğru yola çıktık. Balıklıgöl, çiğköfte ve dönüşde Fırat kenarında Kıyı restaurantda yapılan ziyafetin tadı damağımızda kalıyor akşam kalkan uçağa zor yetişmemize neden oluyordu.
Kavgasız gürültüsüz, gezmeli görmeli, yemeli içmeli bilhassa yörenin insanlarının tepkisini çekmeden adeta sempatisini kazanarak kendi imkanlarımızla eğlenerek deplasman yapmanın keyfi paha biçilemez.
20.04.2011 Gaziantepspor: 2 - BEŞİKTAŞ J.K.: 2
Fotoğraflar: http://www.academybjk.com/fiks/arsiv1011/f31.html
Maç Videosu :http://www.academybjk.com/fiks/arsiv1011/f1031.html
4 Şubat 2011 Cuma
Türkiye Kupası Çeyrek Final Maçları ve Boş Tribünler

.
Malesef Türkiye'de hepimiz sadece konuşuyoruz, konuşurken de sadece boş konuştuğumuz için ülke futbolu, tribünleri nereye gidiyor kimse bunun farkında bile değil. Sözüm ona futbol ile yatıp futbol ile kalkıyoruz, izlemeyi çok seviyoruz. Tuttuğumuz takım için ölüyoruz !
Birde bazı kesimler şunu savunurlar "insanlar, holiganlar ve küfürden dolayı maçlara gidemiyor". Öyleyse son iki gün içinde yani çarşamba ve perşembe akşamları oynanan Türkiye Kupası çeyrek final ilk maçlarına bir bakalım. Bu maçlar oynandı fakat kime oynandı belli değil !
.
Bu maçlar ülkenin resmi kanalından canlı yayınlandı. Kısacası yayınlar şifresiz olarak Türkiye'mizin dört bir yanına ulaştı fakat reyting sıralamasına bakınca çeyrek final maçlarının listeye giremediği ortaya çıkıyor. Dizilerin, yarışmaların hatta reklamların bile reytingleri daha yüksek. Demek ki futbol izlemeyi de sevmiyoruz.
.
Tribünlere bakıyorum, 4 maçı toplasak gene de bir stadyum dolduramıyor. 80-95 yılları arasında dolan tribün fotoğrafları ile nüfusun 2 katına çıktığı günümüzde boş tribün fotoğrafları. Demek ki yanlış uygulamalar ile taraftarları da kaçırdınız, üstüne üstlük seyirci de çekemiyorsunuz. Zaten çoğu kulübün taraftarı bile yok !!!
Beşiktaş-Gaziantep B.B. (33.000) ortalama 15.000
Gaziantepspor-Galatasaray (17.000) ortalama 8.000
Gençlerbirliği-Bucaspor (19.200) ortalama 3.000
İstanbul B.B.-Kasımpaşaspor (76.000) ortalama 100
.
Türlü bahaneler uydurulabilinir.Haftasonu oynanacak lig maçlarında da genel itibari ile sonuç pek değişmeyecektir. Pahalı biletler, hava soğuk, takımların taraftarı yok, televizyondan yayın var, holiganlar yüzünden maçlara gelmekden korkuyorlar. Artık kim neye inanırsa, fakat acı gerçekler ortada güneş balçıkla sıvanmaz.Hele bu bahaneleri öne sürmek "özrü kabahatinden büyük" demek olur. Neyse konuşmaya devam (!)
2 Şubat 2011 Çarşamba
Eyvallah
.
Eyvallah Fernandes... Böyle devam. Skoru 5-0'a getirene kadar ciddiyeti elden bırakmayan Beşiktaş turu cebine koydu. Bir ay sonra eller cepte gider Antep'e. bir galibiyet de oradan alırsa cepleri para doldurur, kutlamalarda kebap ve bakalavalarla da mideleri doldurur döner İstanbul'a.
.
İkinci yarıda oynamaya başladığı bütün maçlardaki gibi yine ilk dakikalarda rakip kaleyi ablukaya alıp golü bulana kadar saldırdı Beşiktaş. Klasik deplasman takım zihniyetinden uzak, kapanmadan ve futbolu çirkinleştirmeden oynayan Antep Belediye fazla direnemediği maçta beş farklı geri düştükten sonra sinirlerin bozulmasıyla güzel giden karşılaşmaya limon sıkan fauller yapmaya başladı. Son dakikaları bu nedenle biraz keyifsizleşse de Beşiktaş'ın kontrolü altında geçip bitti.
.
Olimpiyat kazası sonrası, buz gibi bir hafta içi akşamında, Bank Asya takımına karşı üstelik de açık kanaldan yayınlanan bir maç. Tribünler bütün bu olumsuz şartlara rağmen oldukça doluydu. Takıma ve özellikle Schuster'e sahip çıkılması gelecek adına ümit verdi. Lig için Fener'e, kupa için Galatasaray'a mesajlar gönderilerek gece sonlanırken Sergen'e de göz kırpmayı ihmal etmedi tribünler.
27 Ocak 2011 Perşembe
Koz Kupa

.
Ligin ikinci yarısına farklı Buca galibiyetiyle başlayınca tribünler kendinden geçip takımı Barcelona'yla kıyaslamaya, on yedide on yedi galibiyet hesabı yapmaya başlamıştı. Buna karşın aklı selim olanlar ölçü olarak bu maçı almayıp kupadaki Trabzon maçını bekliyordu. Sergen Yalçın da Buca maçındaki galibiyetin abartılmamasın ve Guti'nin o maçtaki performanısın o kadar da övülmemesi gerektiğini söylerken belki de haklıydı ama aylardır yaptığı yorumlardaki tavır bazılarının sabırlarını taşırmış olacak ki maç öncesi kendisine yönelik nahoş bir tezahüratla bir nevi uyarı gönderilmiş oldu. Ardından söylenen 'Beşiktaşlı olunmaz, Beşiktaşlı doğulur' ise bence hiç yakışmadı. Esprili bir şekilde gönderme yapılmasını tercih ederdim.
.
Maç öyle bir başladı ki Beşiktaş sanki lig değil eleme usulü bir kupa maçına çıkmış gibiydi. Trabzon sahasından top çıkarmakta güçlük çekerken, pozisyon üstüne pozisyon bulan takımın 2-0'ı yakalaması zor olmadı. Şenol Güneş'in ligi düşünerek tercih ettiği kadro ilk yarıda varlık gösteremeden soyunma odasına giderken tribünler Beşiktaş'ı alkış yağmuru altında soyunma odasına uğurluyordu.
.
İkinci yarının başında yenen gol ve hemen ardından direkte patlayan şut sonrasında "İşte benim bildiğim Beşiktaş" dedim yanımdaki arkadaşlara. Devre arasında rahat maç izlemeye alışık olmadığımızdan falan bahsederken ağzımızın payını almış olduk resmen. Sonrasında Trabzonluların gözleri sahada kulakları Manisa'daydı. Bu skor bile yetebilecekken olmadı ve geçen yılın kupa sahibi İnönü'den el salladı...
.
Beşiktaş lige de kupaya da güzel bir şekilde başladı ikinci yarı. Olimpiyat Stadı'nı on binlerin doldurması için organizasyonlar yapılıyor şimdi. Ben ihtimal vermiyorum ve yanılmak istiyorum bu defa. Ertuğrul Hoca başımızdayken Ümraniye'den konvoylar yapıp orada dımdızlak kalmıştı tribünde. Topu topu on beş bin kişi sesimizin rüzgara savuruluşuna engel olamadığımız gibi boynu bükük ayrılmıştık. Bu defa tersi olsun.
12 Kasım 2010 Cuma
Yenilgi Yetimdir

.
İstemeye istemeye geçtiğim ekran başında Pazartesi akşamından kalma acılara bürünüp seyretmeye başladım maçı. Sene başında 'Bu Beşiktaş izleyene keyif veriyor' deniyordu, şimdiyse ızdırap veriyor. Biz ise kime ne diyeceğimizi şaşırdık. Herkes birine suç buluyor da ortada kalan Beşiktaş oluyor tek başına. Zaten yenilgi yetimdir. Galibiyetin sahibi çoktur ama mağlubiyetin sahibi yoktur hiç bir zaman.
İstemeye istemeye geçtiğim ekran başında Pazartesi akşamından kalma acılara bürünüp seyretmeye başladım maçı. Sene başında 'Bu Beşiktaş izleyene keyif veriyor' deniyordu, şimdiyse ızdırap veriyor. Biz ise kime ne diyeceğimizi şaşırdık. Herkes birine suç buluyor da ortada kalan Beşiktaş oluyor tek başına. Zaten yenilgi yetimdir. Galibiyetin sahibi çoktur ama mağlubiyetin sahibi yoktur hiç bir zaman.
.
Gaziantep BB: 1
Beşiktaş: 0
30 Ekim 2010 Cumartesi
Beşiktaş - Mersin İ.Y.

.
"Beşiktaş seninle donmaya geldik, Beşiktaaaaş..." diye bağırarak yürüyordu Dolmabahçe'nin ağaçlı yolundaki bir grup. Hava hakikaten de dondurucuydu ve kapalı tribünde bile alt katta yüzümüze zaman zaman yağmur damlacıkları vuruyordu. Beşiktaş da dondurucudan çıkan oyun kurucusu Yusuf'la çıkmıştı Mersin karşısına. Sahi bir Yusuf vardı değil mi? Sahada gençler ve yalşlılar vardı., arasındakiler de kulübede. Maç için ite kaka iki gol bulur, formalite gibi görünen bu maçı da rafa kaldırırız diye düşünüyordum. İlk yirmi dakika sonrasında fikrim değişti ve tribündeki herkes gibi '1-0 olsun bizim olsun', geç olmadan evimize gidelim zihniyetine büründüm.
.
İkinci yarı başladığında susmak bilmek kalabalık, işin b.kunun çıktığının farkına vararak sahaya bu mesajı ileten tezahüratlarla desteğe devam ederken sanki sahadakilerin maçın uzatmaya gideceğinden haberi yok gibiydi. Nitekim hakemin doksan dakikanın bittiğini gösteren düdüğüyle tribündeki ziniyet "penaltılara kalmasa bari" moduna döndü. Kimse turdan şüpheli değildi de neredeydi bu tur? Rakip on kişi kalmış, golü atmaya niyeti yok. Mersin'den gelen ve şaşırtıcı bir şekilde kale arkasını dolduran taraftarlarının bile ümidi yok belki de. Zaten o kadar rüzgar ve yağmur yediler ki "Ulan gruplara kalır da bir İstanbul takımı ile daha eşleşirsek bu yol çekilmez. Bitse de gitsek sıcak memleketimize" diye düşündüklerinden bile şüpheliyim.
.
Sahada ayakta kalan nadir futbolcularıdan Guti kaleyi bulmayan (!) şutunda kilidi açan isim olarak bu fırtınalı gecenin mutlu sonla bitmesine de ön ayak oldu. Peşi sıra iki gol daha bularak geç ve güç bir şekilde maçı çeviren Beşiktaş gruplara kalmayı başardı. İlk kez İnönü'de ilk on birde çıkan Fatih Tekke golü bulamadan oundan çıkarken, oyuna sonradan dahil olan Holosko Fifa oyunlarındaki gibi gol atma niyetinde olmalıydı ki sürekli topla birlikte kalecinin içinden geçmeye çalıştı durdu.
.
Son bir not; "Beşiktaş'ın çocuğu Allen Iverson" tezahüratı hrm bir hoşgeldin hem de o sıfatın sahibine güle güle mi demekti çözemedim şahsen.
.
Beşiktaş: 3
Mersin İ.Y.: 0
20 Mayıs 2010 Perşembe
Dün Aziz'e Sormuşlar O Da Cevaplamış
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

