26 Şubat 2010 Cuma

Artık Kimi Tribünlerde Gelenek Haline Geldi

80'li yılların sonlarına doğru görmeye başlamıştık bu tür çalışmaları avrupa tribünlerinde. Milan,Barca,Madrid tribünleri, koroegrafi akımının öncüleri oldular. Sonrası çorap söküğü gibi geldi, hele 90'lı yıllarda avrupada elini sokmayan tribün kalmadı denebilir. Hiç unutmuyorum perşembe akşamları Trt 2 de yayınlanan avrupadan futbol programının sıkı takipçisiydim. Ne de olsa 90'lı yıllarda avrupa tribünlerini, maçlarını şimdiki gibi bırakın canlı izlemeyi, internet denen melet olmadığı için istediğimiz takıma istediğimiz zaman zoom yapamıyorduk. Anca özet görüntüler öncesi gösterirse hayranlıkla bakardık.
Zamanla tv kanallarının maçları vermesi ve internetin yaygınlaşması ile birlikte bilhassa Fossa Del Leoni 'nin resmi sitesinin keşfedimesiyle görmeyen bilmeyen kalmadı. Hadi yapalım girişimleri ilk başlarda bastırıldı. Bazı bilmişler bahaneleri sıralıyorlardı. Efendim yabancıların ekonomik gelirleri fazla, herkes koltuğunda oturuyor,onlar medeni bizimkiler anlamaz gibi zartlar zurtlar frenliyor, heveslerini kursağında bırakıyordu girişimcilerin.. Bu tür laflara rağmen bazı emekçiler,hayal gücü zengin olan arkadaşlar inatla uğraştılar,denediler ve yaptılar. İlk başlarda zorlandılar tabikii ama pes etmeden her geçen gün daha güzelini yapmaya gayret ettiler.
Eskişehir tribünleri 80'li yıllarda Türkiye de bu şovun öncüsü oldu ama çoğu kimse farkında bile değildi yapıldığı seneler bu güzelliklerin. Son 5 sene içinde sırasıyla diğer tribünlerde başladılar. Çoğu tribün için artık alışkanlık oluşturdu ve kültür oturdu. Kartonu gören adam altına minder, kafasına şapka yapılmayacağını biliyor. Hatta önemli maçlara giderlerken acaba bu sefer hangi güzelliğin parçası olacağız diye kafada yoruyorlar. Gelenek halini bile aldı denebilir.

Çekirdek gruplar hazırlıklarına haftalar öncesinden başlıyorlar. Bizlerde keyif ile izliyoruz. Ellerinden geldiğince birşeyler yapmaya çalışan, tribünlerimizin görselliğine katkıda bulunan, emeği geçen herkesin eline sağlık.

25 Şubat 2010 Perşembe

Dudak Tiryakisi



Fransa'da yayınlanan sigara karşıtı bir reklam kampanyasının afişi. 'Tütüne köle olmayın' tarzında da bir sloganı varmış. Çok tepki almasına karşın bence başarılı bir çalışma olmuş. Zaten sürekli sigara içmediğim için fazla üstüme alınmadım. Ha ama bu saatten sonra "Ben zaten dudak tiryakisim" demek de sökmez orası da ayrı.

24 Şubat 2010 Çarşamba

Mekanın Cennet Olsun Güven Önüt


"Beşiktaşımız’ın ilk Gol Kralı olan Güven Önüt’ün bugün ölüm yıldönümü.... Aramızdan ayrılmasının ardından 7 yıl geçen Önüt’ü saygıyla, şükranla, minnetle anıyoruz..."

forzabesiktas.com da haberi görünce anımsadım. Her ne kadar "unutulmayacaksınız" desede arkada kalanlar, ne yazıkki unutuyoruz günlük koşturmacalar,telaşeler içerisinde.. Birileri hatırlayıp, hatırlatmadığı sürece de malesef böyle devam edecek.

Biz blogumuzda "unutulmayacaklar" etiketi altında hakkın rahmetine kavuşmuş Beşiktaşlıları teker teker anımsayacağız ve unutmamaya çalışacağız. Mekanın cennet olsun Kral Güven Önüt..




Tugay Efsanesi Ada'da Bitmez



Başlık hürriyetmax.com/spor 'dan, okurken gurur duydum. Mavi-beyazlı İngiliz taraftarlar kendisini unutmamış ve imza gününde yaşanılanlar mutluluk verici.. Haber linkde mevcut zaten.

Ülkemizde top koşturan profesyonel topçularımız 30'lu yaşlara geldilermi futbol kariyerlerinin son dönemine giriyorlar. Kimisi olgunlukdan kimisi doymuşlukdan grafikleri düşüyor. Yıllanmış şarap sıfatını alabilenler bir elin parmakları kadar. Genç, hırslı yolun başındaki geleceğin yıldızı adayları ise avrupaya açılamadan tökezliyorlar, açılanların çoğu ise geri dönüyor. Tugay Kerimoğlu ise emeklilik yaşında gittiği İngiltere gibi avrupanın en hızlı, fizik gücü kuvete dayalı liginde istikrarlı ve bir o kadarda başarılı oyunu ile gönüllerde taht kurdu. Dile kolay 9 sene. 39 yaşında emekliye ayrılırken özel yaşamındaki güzellikler ilede efsaneler arasında yerini alıyordu. Senin ile gurur duyuyoruz..



Kışa Veda Ederken



Kim demiş Türkler yaratıcı olamaz diye? Enteresan bir çalışma olmuş. Hiç şüphesiz bugünlerde kışa veda ederken, arkadaşları için saf tutan cemaatde bir bir eriyecek. Cumartesi akşamı oynayacağımız Kayseri maçında hanemize 3 puan yazdıramazsak Beşiktaş'ımızda baharı görmeden lige veda edecek , umutlar eriyecek gibi duruyor.

Taçsız Kral (1965)


Taçsız Kral (1965):

Türk futbolunun yetiştirdiği efsane oyuncularımızdan Metin Oktay'ın hayatını anlatan bu filmin en güzel yanı ise bizzat kendisini, kendisi oynuyor olması ve futbol kariyerinin zirvesindeyken, 1965 yılında sıcağı sıcağına çekilmesidir..

Filmin oyuncu kadrosunda Gönül Yazar, Ayten Gökçer , Ajda Pekkan, Erol Taş gibi isimlerin rol alması, siyah beyaz karelerde eski İzmir ve İstanbuldan manzaralar da cabası... Büyük bir topçunun hayatını izleyerek ders çıkarmak isteyenlere bilhassa nostalji sevenlere şiddet ile tavsiye edilir. Her şeyin yozlaştığı günümüzde keşke şimdiki futbolcu kardeşlerimizin, futbolcu olmak isteyen gençlerin ders niteliğinde izlemesi zorunlu olsa.

(10 üzerinden 7 yıldız)

23 Şubat 2010 Salı

Vallahi Olmaz Siz Buyurun



Geçen sene de buna benzer bir ortam da adım adım yürüdü bu takım şampiyonluğa. Fener ve Galatasaray'ın ikram ettiğini öne sürenler de oldu, Beşiktaş'ın hakkıyla bir yükselişe geçerek şampiyonluğa ulaştığını iddia edenler de. Sonuç itibariyle kötü bir Fener ve ondan farklı olmayan Galatasaray'ın içinde olamadığı kovalamacada bir ara Trabzonspor bile ümitlenir gibi olsa da Sivas'a burun farkını koyan Beşiktaş mutlu sona ulaşmıştı.
.
Bu sene de her maç sonunda koptuğumuzu düşünürken rakiplerimizin de puan kayıpları sonrasında devam ediyoruz yakın takibe. Kalitesiz bir lig sezonu daha yaşıyoruz ama ne olursa olsun en azından heyecanın bir kaç takım arasında geçmesi teselli oluyor. Sivas bu sene bayrağı Bursa'ya devretti bu sene ve hakkıyla taşıyor onlarda. Bakalım sonuna kadar bu yarışın içinde kalıp da 34. haftada enteresan bir maçta figürnlıktan başrole soyunabilecekler mi?

22 Şubat 2010 Pazartesi

İBB Maçımız 10 Martta



Federasyon nihayet tarihte karar kılmış. Eksik maçımız 10 Mart Çarşamba 20:00'de. Önceki haftada sanırım Ankaraspor maçı var, yani maç yapmadan İBB maçına çıkacağız. Geçen sene Kayseri maçından sonra bir seri yakalanmıştı. Bakalım bu sefer ne olacak?

İşimiz Allah'a Kalmış Bizim



Sen de haklısın Rüştü, işimiz Allah'a kalmış bizim...

21 Şubat 2010 Pazar

Birikim



Öğlen vakti semte gel, semtin çeşitli yerlerine dağılmış eşi dostu görmek için bir kaç mekana uğra. Bir şeyler iç, bir şeyler tıkın sonra düş Dolmabahçe'nin ağaçlı yoluna. İte kaka kapılardan geç, maça gir. WC'ye uğradıktan sonra yerine geç. Sağındaki solundaki tanıdıklarla selamlaş. Önce maçın heyecanına kapıl, sonra oyundan dolayı sinirin bozulsun. Hakem hepten devrelerini yakmana neden olsun. Yenen golle beraber bilmem kaçıncı sigaranı yak. Gelen golle haybeden ümitlen. Olmasın gitsin, olmaz olsun zaten...

Kazanmak için bugün kim ne yaptı diye düşünüyorum, bir isim bulamıyorum. Geçen hafta İbrahim Üzülmez'in isyanı vardı 'takımda herkes kendini Messi zannediyor' diye. Haksız sayılmaz. Yine bence en çok o mücadele etti. Mustafa Denizli bedensel hastalığını atlamış olsa da farklı hastalıklarından kurtulamamış gibi duruyor hala. İleriye dönük kehanetlerde bulunuyor hep ama maça dönük tahminler yapmıyor nedense.

Tribün tam bir felaketti. Skorda üstünlük sağlayamayınca maç boyu sürdü bu gidişat. Anılarımıza bir maç , içtiğimiz sigara ve biralara da üçer beşer kutu ekledik. Biriktiriyoruz dertlerimizi de kederlerimizi de...

Ferhan Şensoy'un ilginç bir anısı..

video

Galatasaray lisesi'nde okuduğu yıllarda, dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle Galatasaray lisesi'ni ziyaret eder. Konuk olması sıfatıyla kendisinden bir konuşma yapması istenir. O da kabul ederek kürsüye çıkar ve konuşmasına başlar fakat Ferhan Şensoy'un da aralarında bulunduğu haylaz öğrenci topluluğundan gittikçe yükselmekte olan bir ses duyulmaktadır

17.09.2006 Samiyen deplasmanı

video

Yarın BJK İnönü stadyumunda Galatasaray'ı ağırlayacağız. Sarı kırmızılılar hiç şüphesiz her zamanki gibi Taksimde buluşup Gümüşsuyundan toplu şekilde gelecekler.. İstanbul içindeki derbi deplasmanlarının da yürüyüş keyfi bir başka oluyor. 2006 yılındaki Ali Samiyen deplasmanı videosu ile ufak bir nostalji yapalım. Onlar yokuş aşağıya inerlerken biz ise yokuş tırmanıyoruz..

20 Şubat 2010 Cumartesi

Kujo



Kujo (Cujo), büyük üstad Stephen King tarafından yazılmış mükemmel bir gerilim, bir okadar da akıcı anlatımıyla soluksuz okunulacak müthiş bir roman.. Kalın olmasına rağmen, kitap okumaya pek fırsat bulamasamda çok kısa sürede bitirmiştim. Bugün şans eseri bu romanın filminin olduğunu öğrenmem ile anımsadım. Henüz filmi izleme şansım olmadığı için kıyaslama veya değelendirme yapamıyorum.

Kısaca konusundan bahsetmek gerekirse; Kujo adında çok sevimli saint bernard cinsi iri bir köpeğin kuduz olması ve kendi istemi dışında saldırganlaşıp, sahiplerini öldürmesi, evinin yakınlarında arabası bozulan bir anne ve oğlunu güneşin altında bi arabada günlerce rehin tutmasını anlatıyor...


Günlük hayatımızda da çok sevimli gerçek dostların malesef kuduz olmadan da aynı şekilde rehin alarak işkence yapabildiğine şahitlik ediyoruz.


En kısa sürede 1983 de çekilmiş filmi de bulup izlemek lazım..
http://www.sinemalar.com/film/1684/Cujo/

Tarih Tekerrürden İbarettir

Böylesi büyük bir camiaya yakışmayan hadiseler. İlgi gösterilmeyen amatör branşlarda yaşanılan skandallar. Bu skandalların üstüne dönen geyikler. Kulübünü geyik malzemesi haline dönüştüren sorumluların vicdanları acaba ne kadar rahat? Yada bu ayak oyunları ortaya çıkmasaydı, olası başarılar sonrası ne kadar mutlu, gururlu olacaklardı?


19 Şubat 2010 Cuma

Profesyonel



İstanbul devlet tiyatrosunda bu dönem sahnelenen "Profesyonel" , benim çok hoşuma giden ilginç bir o kadar da komik bir oyun. Bülent Emin Yarar emekli polisi, Yetkin Dikinciler ise sadece 2 kitabı yayınlanmış olan yazarı oynuyor. Yetkin Dikinciler'in yakın zamanda başından geçen hadiseyi bize anlatmaya başlaması şeklinde oyun başlıyor. Zaten kendisinin ses tonu harika birde anlatım sırasında parantez içlerinin seslendirmesi ile bambaşka bir hava oluşuyor. Yazar rolündeki Yetkin'in başından geçenleri anlatırken bir yanda da flashback yapıp oynaması "içeri girer girmez önce kahkaha attı, sonra kendini tanıttı bende şaşkınlık içindeydim" gibi cümlelerin hemen ardından fiili olarak sahnede oynamaları ile izleyiciyi oyuna daha da odaklamış oluyorlardı.

Bülent Emin Yarar ve Yetkin Dikinciler'in mimikleri olsun, ses tonları olsun öylesine uyumlu ki kaçırılmaması gerekir. Oyun ise ince mesajlar, göndermeler, vurgular üzerine yazılmış ve gayet anlaşılır,akıcı... Fazla detay vermek istemiyorum, tiyatro severlerin kaçırmaması, tiyatro ile arası olmayanların ise bu oyun ile tiyatro meraklarının başlayabileceğini söylemem yeterli sanırım.

18 Şubat 2010 Perşembe

Yorumsuz

video

Bu videoyu görünce dayanamadım, paylaşmak istedim. Sahalarımızın en renkli simalarından Yılmaz Vural hocamızın Kocaelispor'u çalıştırdığı dönem Fenerbahçe maçında kameralara yansıyan görüntüleri ile ilgili Ligtv tarafından hazırlanmış bir klip. Yorumsuz :)

Cefakar Taraftar -3-



Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, 21 Şubat 2010 pazar günü İstanbul için kuvvetli yağış beklendiğini belirtti. Malum pazar günü Galatasaray derbisine ligin geri kalanı için bir bakıma ya devam yada tamam maçına çıkacağız. Taraftar umutsuz haliyle heyecan yok, üstüne biletlerde el yakıyor.. Tribünlerin dolmayacağını düşünüyorum ve yaklaşık 20 senelik fotoğrafdaki İnönü stadyumunun yeni açık alt katına bakınca tüylerim diken diken oluyor.

Nereden nerelere....

İki Ara Bir Dere


.
Galatasaray bu akşam Madrid'de UEFA maçına çıkacak. Cuma sabahı indiği İstanbul'da sadece iki gün sonra Beşiktaş'ımız ile karşılaşacak. Sonrasındaki rakibi yine Madrid'in Atletico'su. Yani iki ara bir dere yağmurlu bir Şubat akşamında üç puanı aldık aldık. Yoksa zirveye el sallarız. Bir de bizi iki ara bir dere bekleyen Belediye var ama kimbilir ne zaman.

Ne Yaptın Müdür?


Song'un yeni imajı.
Ben yorum yapmıyorum.

17 Şubat 2010 Çarşamba

Hiddink Dank Donk


"İlle de yabancı isteniyorsa benim de Alman vatandaşlığım var" diye yırtınmasına karşın Yılmaz Vural'dan daha kariyerli olan Hollandalı da karar kılındı. Tanıdık siması 20 yıl öncesi gibi olmasa da geçen yıllar sadece simasını değil cv'sini de şişirmişti. En kötü yıllarını geçirdiği Türkiye'de kariyerinin belki de en büyük başarını yakalamak için göreve geldi Hiddink. G.Kore, Avusturalya ve Rusya'ya tarihlerinin en önemli başarılarına imza attırırken, milli takımlarda kulüp bazından daha başarılı olduğunu görüyoruz. Fotoğraftaki gibi G.Kore'den sonra ülkemizde de heykeli dikilir mi bilemiyoruz ama kendisine başarılar dileyerek Milli Takımımızın da 2012'de finale kadar uzanmasını bekliyoruz...

Hayırlı Olsun..



90-91 sezonunda Fenerbahçe'nin başına geldiği dönemde pek başarılı olamamıştı. Çalıştırdığı takım ligi Sarıyer'in arkasında 5. bitirirken şampiyon Beşiktaş ile arasında 25 puan fark bulunuyordu.
O zamanlar ülkemizde magazin ve dansöz sayısı da şimdi ki kadar bol değildi. Bakalım aradan geçen 20 sene sonra geri geldiği ülkemizde, milli takımın başında Serdar Ortaç'ın "binlerce dansöz var" şarkısını nasıl yorumlayacak?

http://www.fenerbahcemaclari.com/1990-1991-sezonu.html

16 Şubat 2010 Salı

Dostlara Açıktır. Suriye'den mesaj var..



Deplasman dediğin İngilizlerin deplasman anlayışı tarzında oldu mu, şüphesiz bir farklı oluyor. Maçdan önce şehre git, gez, oranın yemeklerini ye,iç sonra maça git.

Gaziantepspor-Beşiktaş maçına giden arkadaşlarımız hazır gitmişken Suriye'ye de gidelim gezelim demişler..İyi de yapmışlar. Bende çok istememe rağmen kaçırdım. İnşallah seneye!! Halepde siyah beyaz atkılar eşliğinde turistlik gezi ve kebaplar bu deplasmanın en güzel anısı olarak hafızalarda yer edinirken bu geziden bir kaç kare fotoğraflayarak da kalıcı birer anı olmasını sağlamışlar. (Bana da nispet yaparcasına)

Dip not: Halep de caddeler de gezinirlerken dükkanlardan birinde bir yazı görmüşler. "sanırım uyanık Suriye esnafı bizim başkanın cömertliğini duymuş."


14 Şubat 2010 Pazar

Kış Uykusu


Ellerim zorla gidiyor klavye başına.. Cumartesi akşamına doğru Ankaradaki hadisenin haberi geldi.. İnanamadım abartılıyor sandım ilk duyduğumda. Linki buldum videoyu izledim. Şaka gibi görüntüler.. Türkiye Cumhuriyetinin başkentinde kapalı spor salonunda herkesin gözü önünde linç girişimi.. Güvenlik izlemiyor birde elindeki copları veriyor saldırganlara.. Sponsorumuzun taraftarları altında birileri saldırıyor.. Üstünden 24 saat geçti fakat örtbas edilmişcesine sessizlik devam ediyor basında, camiamızda, kulüp idarecilerimizde ve yumruğunu sadece kendi tribünlerini temizleyeceği zaman masaya vuran başkanımızda..
Resmi sitede küçük bir kınama sanki oda ayıp olmasın dercesine..


Buarada dün akşam Beşiktaş deplasmanda 2 farklı mağlup oldu. Akıllar orda. Kimin umrunda Ankaradaki skandal?? Esasında futbol takımı da kimsenin umrunda değil. Bunu da net ve açık şekilde görüyoruz. Denizli tazminatımı verinde gideyim havasında. Seçimler bitmiş atı alan üsküdar'ı geçmiş antepde işi ne? Transfer sezonu açılınca antep ile hesaplaşılır nasıl olsa.. Topçular desek , hadi hiç girmeyelim o konuya.. taraftar desen yazık be size...
Zaten bu kulübün gerçek sahipleri kongre üyeleri.. onlarda yetmez dediler size ne??


Kış uykusu hakim camiada.. Nede olsa bu sene kış uzun ve etkili geçiyor.. Umrunda değil kimsenin.. Küstürdüler kaçırdılar gerçek sevenleri.. Elbet bir gün bahar gelecek.. Şimdilik bizler sevgililer günümüzü bağrımıza TAŞ basar uzakdan kutlarız.. Nasıl olsa birgün parazitlerden temizlenecek aşkımız...Eskisi gibi kırlarda dolaşacağız...

12 Şubat 2010 Cuma

Mekanın Cennet Olsun Pembe Hasan

video

Dün gibi hatırlıyorum tarih 22 Eylül 2000, 5-1 kazandığımız Ankaragücü deplasmanı öncesi saat sabahın 9'u, 3 otobüslük adam İnönü stadyumunun eski açık tarafındaki merdivenlerdeyiz.. İstanbul ahalisi işinde gücünde haftanın son gününün sabah saatlerinde. Bizler ise otobüsleri bekliyoruz.

Güneş hafiften ısırıyor, deniz masmavi.. Rahmetli ile laflıyoruz büfenin önünde, onun bir elinde bira, bana diyor ki; "bavulla deplasmana gideni de ilk defa görüyorum, ne var içinde?"

önce gülüyorum.. "napalım başkan Ankaradan Eskişehir'e geçeceğim üniversite orda malum.."

Lafı patlatıyor rahmetli: "5. senen olmuş sen hala neler kovalıyorsun oğlum, bu kafayla senin okul bitmez..."

Ben de ona "içme be başkan sabahın köründe başladın gene" diyorum "yazık ediyorsun kendine.."

Ah be başkan elinden düşürmediğin alkol ayırdı bizleri. Mekanın cennet olsun Pembe Hasan..

Bırakın Koltuklar Yerinde Kalsın












.
.
Gergin ortamların, anlık gelişen sinirlerin ilk hedefidir koltuklar, çoğu zaman protesto için kullanılırlar, bazende kalkan görevi görürler. Yer Bursa Atatürk stadyumu üç farklı fotoğraf; sırasıyla Bursaspor, Fenerbahçe ve Eskişehirspor tribünleri.
Eskişehirspor ve Fenerbahçe maçlarının sonucu aynı galip gelen 3-1 ile Bursaspor. Fakat 11 gün önce eleştirilen kırmızı siyahlılardan farkı yok bu sefer ev sahibi taraftarın tutumu. Bazen galip gelmekde yetmiyor. Empati yapmayıp eleştirmek ve aynı hataya düşmek... Deplasman tribünün durumu ise gene aynı.. Düşündürücü ve bir o kadar da üzücü...

Kötünün İyisi



Çarşamba ve Perşembe günü şampiyonluk yolundaki iki büyük rakibimizin bizim erken havlu attğımız Türkiye kupasındaki çırpınışlarını izledik. Mücadelelerini diyemiyorum çünkü karşılarındaki takımlar turu geçmek için mücadele ederken onlar adeta çırpındılar. Tabi ki fazlasıyla eksik kadrolarından dolayı kapasitelerini bu iki maça göre değerlendiremeyiz ama son zamanlardaki oyunlarına bakıldığında geçen seneki kötü gidişattan pek de farklı bir durum söz konusu değil. Puan farkı da bu gidişatla kapanmayacak kadar çok değil. Neden geçen senenin bir tekrarını yaşamayalım ki...

Ha bunu gönülden mi istiyorsun denirse 'kesinlikle evet' derim. Elde edilecek şampiyonluğun mevcut başkana kredi kazandırması, hatalarını ört bas etmesi vs değil derdim. Rakiplerimizin de saçma sapan geçirdikleri sezonlar sonrasında elde ettikleri şampiyonlukları var. Galatasaray'ın meşhur 'Samsun, Antep, Antalya' mağlubiyetlerinden sonra kaçırdığı şampiyonluk da var, Fener'in son maçında Denizli'ye takılmasıyla kucağına düşen şampiyonluğu da. O şampiyonluk da takımın başında hocası yoktu. Fener'in 103 gollü meşhur şampiyonluğunu yazan tarih, Trabzon'un lazlığıyla kaçırdığı sene onlara geçen şampiyonluğu da yazıyor. Varsın bizim de olsun kötünün iyisi olduğumuz sezonda şampiyonluğumuz.

11 Şubat 2010 Perşembe

Hani


Bir de sen düzelsen sanki bir şeyler olacak gibi.
Hani Galatasaray maçı da yaklaştı, hani sen de seversin...

Hani yağmurlar yağar ya bazen.
Hani gök gürler ya arkasından.
Hani şimşekler çakar peşinden.
İşte öyle bir şey, işte öyle bir şey...

10 Şubat 2010 Çarşamba

Bize Hergün Deplasman


Benim gibi işe gidenler olsun, öğrenci genç kardeşlerimiz olsun her sabah yarı uykulu şekilde sokaklara dökülüyoruz. Akşamları ise eve dönme sabırsızlığı içinde ayrı bir koşuşturmaca başlıyor.. Hele İstanbul gibi karışık ve büyük metropolde yaşıyorsanız çoğu zaman durum vahim.. Günde ortalama 3 saat yol yapmak dile kolay. Bu git geller içinde birçok anım oldu bazıları komik bazıları trajik. Belki ilerde bahsederiz ama bugünkü konu biraz daha farklı.


Görenler kullananlar bilir, bihassa sabahları Beşiktaş iskelesinin yakınından kalkan 30M(A) otobüsleri ile sabah-akşam saatlerinde metrobüs duraklarındaki koşuşturma diğer toplu taşımalara göre daha farklı oluyor. Seri üretimden çıkmış ürünlerin, üetim bandından gelip paketlenip kargolanmasını andırıyor. Dolmadan kalkmıyorlar malum bekleyen çok. Ayakda, oturarak toplamda kaç kişi alıyor otobüsler emin değilim ama her binişimde aklıma deplasman seferleri geliyor. Hani İnönü stadyumunun eski açık tarafında bekleyen sabırsız kalabalık ve caddeye yanaşan otobüslere üst üste binerek gidilen deplasmanlar.


Bu yolculuklarda resimdeki gibi camdan çıkmalar olmasa da ,yakın mesafeli olduğu için deplasman otobüslerinden çok daha dolu, ardı ardına ağzına kadar dolu bir şekilde kalkıyorlar. Hatta kadın erkek karışık olduğu ve boyunlarda atkı, üstlerde forma olmadığı için dışardaki gözler otobüslere ve içindekilere yabaniler gözüyle bakmıyor. Ben ise hergün bu yolculuk işkencesini "final maçına, şampiyonluk çıkarmasına" gidiyormuşum gibi hayal ederek, eski günlerin özlemiyle katlanmaya devam ediyorum..

Paso = Kombine

Gaziantep'te Turkoil firmasının sponsorluğunda devam eden öğrenci bilet uygulaması Beşiktaş karşılaşmasında da devam ediyormuş ve öğrencilere kale arkası tribünü ücretsiz olacakmış. Biletler Kulüp tarafından Gaziantep İl Milli Eğitim Müdürlüğüne teslim edilecek ve okullara biletlerin dağıtımını onlar gerçekleştirecekmiş.

Küçük şehrin gözünü seveyim...

9 Şubat 2010 Salı

Bonservis Out, Self Servis In

Sezon sonuna kadar sözleşmesi dondurulan Delgado öyle kaldı ortada eli belinde. Antremanlara çıkıyor ama oynayamayacağını bilerek kendini veremiyordur muhtemelen. Dün gazetelerde kendisine talip çıktığı yazıyordu. Boca Juniors ile Argentino Juniors takımları Arjantinli oyuncumuzu kiralamak istemiş. Buraya kadar her şey normal ama işin ilginci bonservis ödememek için kiralama yöntemine başvuran bu iki kulübün bunun için ne takıma ne de oyuncuya herhangi bir bedel ödememek istemesi. Bonservislerini ödediği Zapo'yu Bursaspor'da, Gordon Schildenfeld'i Strum Graz'da kiralık oynatan yönetimimiz "Yok artık!" diyebilmiş ve bu teklifi kabul etmemiş. Bu da bir meziyet ama esas teklifi edene değil, ettirene bakmak lazım bence. O da ayrı bir eziyet...

8 Şubat 2010 Pazartesi

Bir Başkaydı Bizim Çocukluğumuz -2-

"Eski günler etiketi ile karalayacağız akıllarda kalanları, o zamanın oyunlarını, dizilerini, tribünleri, anılarımızı kısacası devamı çok yakında.. " demiştik arayı uzatmadan karalamaya devam edelim.
Madem yarıyıl tatili bitti, bu sabah okullar açıldı. Biz de dönelim eskilere yapalım biraz daha nostalji. Bakalım 90 öncesi anımsayabildiklerimiz nelermiş ??
Sabahçılar okuldan dönünce sokak aralarında karanlık çökene kadar oyunlar oynarlar, öğlenciler ise sokak oyunları için günlerin uzamasını bekler ama sabahları da uykularını alarak kalkarlardı. Dört dörtlük yok tabi ikisinin de kendine göre farklı avantajları vardı. Yeri gelmişken öğlenci olduğum o yıllarda, zaten bir kanal var, elimiz mahkum ama sabahları olsun akşamları olsun şimdikinden çok daha eğlenceli güzel diziler izlerdik. Mesela sabahları çok keyif alarak izlediğim "Out of This World - Bu Dünyanın Dışından" isimli çocuk dizisini hatırlıyorum. Az mahallede arkadaşlarla denemesini yapmadık işaret parmaklarımızı birbirine değdirerek zamanı kim durdurabilecek diyerek. İlk aklımıza gelen pazar akşamı ödev telaşı ve sınav zamanları kopya çekme kolaylığı..
Bu özelliği şimdiki nesile söylesek bizim gibi saftirik olacaklarını sanmıyorum. Bu arada sınavlar, ödevler geride kaldı. Şu an ne yapardın diye soran olsa, şüphesiz Beşiktaş'ımızın gol yememesi için ufak yardımlar derim. Bazen öyle goller kaçıyoruz ya da öyle basit goller yiyoruz ki , bu özelliği alehimize kullanan mı var diye de düşünmüyor değilim...

İBB Maçı Ne Zaman?

Puan tablosuna bakıp da erkenden hesaplamalar içine girmek hiç de adetim değildir aslında ama bugün yemekte mevzusu açılınca göz atasım geldi. Eksik maçımızdan galip çıktığımız takdirde zirvenin ortaklarından biri oluyoruz resmen. Galatasaray maçının önemi büyük bizim için. Bu Salı-Çarşamba Türkiye Kupası maçları var, biz ertelemeyi oynamadan G.Antep deplasmanına gidiyoruz hafta sonu. 21 Şubat Pazar akşamı oynanacak Galatasaray maçından önceki ve sonraki hafta içinde de onların UEFA maçları var. Pekiyi biz bu erteleme maçını ne zaman oynayacağız? Hala resmi bir açıklama yok!

Sen Yüksel, Başkası Senden Ders Alsın

video

Bir başkaydı o zamanlar. Bambaşkaydı bizim Beşiktaş'ımız!!!

7 Şubat 2010 Pazar

Futbol Eksperi Feyyaz

Cuma akşamı maçtan geldikten sonra denk geldim. Daha önce haberim olmadığı için hiç izlememişim. Bizim Kibar Feyzo maç analizleri yaptığı bir program ile ekranlarda boy göstermeye başlamış. Kasımpaşa-Antalyaspor maçı için önce Kasımpaşa sonra da Antalyaspor kamplarını ziyaret etti. Şifo Mehmet ile sohbeti esnasında anılarımız canlandı. Geçmişte saha içinde paslaşan bu ikili şimdi birinin elinde mikrofon, kamera karşısında paslaşıyordu sorularla. Bu arada Antalya'nın tarihi ve turistik geçmişinden söz ederek programa ayrı bir keyif katmış Feyyaz. TRT2 ekranlarında yayın hayatına devam Ftbol Eksperi'ne bir ara göz atın derim.

6 Şubat 2010 Cumartesi

Farklı Izdırap

Şu Beşiktaş enteresan bir takım. Kazanırken de kaybederken sıkıntısı aynı oluyor. Ne zamandır farklı bir galibiyet göremedik diye veryansın ediyorduk ki nihayet onu da gördük. Gazetelerinde bu sabah büyük puntolarla atılmış başlıkları okuyanlar, televizyondaki üç dakikalık özetlerde anca golleri görenler rahat bir galibiyet alındığını düşünecektir. Gel gör ki madalyonun diğer yüzünde hala ızdırap var.

Maça geliş trafik ve buz gibi hava yüzünden ızdırap, yine aynı başkanla devam edilen yol sebebiyle ağaçlı yolda yürürkenki hissiyat ızdırap, kapılara yığılma yüzünden giriş ızdırap... Sahada şuurlu bir atak geliştiremeyen bir takımı izlemekse en büyük ızdırap. İlk yarı koca bir hiç. Tek organize atakta gelen şık bir gol ve golün sahibinin girdiği ekstra iki pozisyon. Ha bir de Toroman'ın direkte patlayan kafa şutu. 'Canım sende! Gol dışında bir solukta üç pozisyon saydın, daha ne olsun?' diyeceksiniz belki de ama öyle.

İkinci yarıda yediğimiz golde Ekrem'in ya da Tello'nun kaptırdığı top sonrası gelişen atağı orta sahada elleri belinde izlemesine isyan ettik tribünde. Tello saçlarını kestirdiği için bazen karıştırdıp Ekrem'e kestik belki de faturayı ama Nihat kimseye benzemiyordu. Sahada sürekli koşup didinen sonuçta da ellerini göğe kaldırıp isyan etmekten başka bir şey yapamayan oydu hep. Yerlerini bıraltıkları Yusuf ve Holosko girer girmez takıma önce canlılık sonrada hazıladıkları pozisyonlar sonucu skorda üstünlüğü getirdiler. Maça noktayı da kendisi için ödenen bonservis bedelinin altından kalan Tabata koydu. Enfes bir goldü. Delgado'yu yatırdığımıza göre Tabata'yı göçük altından kurtarıp ondan daha fazla yararlanmaya başlamamız şart. Geçen sene ligin ikinci yarısında Yusuf'un yaptığı katkıyı bu sene de ondan görebiliriz.

Sonuçta kazandık ve yola devam ediyoruz. Seçimi bir tünel gibi görenler olarak ufukta görünenin çıkış olmadığını anladıktan sonra yola buruk, isyankar, bir müddet hevessiz ve yaralı olarak devam ediyoruz ama bırakıp gitmek de olmuyor işte.

Put Your Hands Up In The Air

Ah be Nihat! O eller eskiden attğın her golden sonra formanın arkasındaki ismini gösterirdi. Şimdi kaçırdığın her gol sonrası isyan etmek için yukarı kalkıyor...

5 Şubat 2010 Cuma

VictorY for Levent Kulu


Yıllardır elinde pankartıyla Beşiktaş'ın peşinde koşan Levent Kulu arkadaşımız, son seçimlerde 10. sırada yer alarak Divan Kurulu üyeliğine hak kazanmış oldu. Bu mutluluğu bize yaşatan VictorY Levent'i tebrik ediyor, kendisine bu yolda başarılar diliyoruz.
Her şey Beşiktaş için...

4 Şubat 2010 Perşembe

N'apıyoruz, N'apıyoruz...?!

Erdem midir yoksa kabullenmek midir? Bağırdık bir şeyleri değiştiremedik, susarak tepkimizi mi koyalım ya da 'böyle devam edilecekse ben oynamıyorum' mantığıyla yarın on beşinci dakikada tribünleri terk etmekten söz ediliyor şimdi. Ben hala kararsızım. Tepki vermek, vermemek arasında değil bu kararsızlığım. Tepkinin anlaşılırlığı, kendimce doğruluğu ve katılım oranıyla alakalı. Vakti zamanında 15 dakika suskunluğa zor tahammül edip sonrasında üçlüyle eski haline bürünen bir tribünden bahsediyoruz. Zaman zaman farklı şeyleri protesto etmek için kısa süreli sessiz kalınmalar, tribünün ortasını veya üst katını boşaltma, koridora çıkıp bekleme gibi varyasyonlar denendi. Bu sefer ki çok farklı olmalı. Farklılığından ziyade hemen hemen herkes yapmalı. Gelgelelim tüm sandıklardan önde çıkan bir başkanın içimizde ne kadar destekleyeni var, ona rağmen o tribünde kalıp da maçı seyretmek isteyen, takıma bağırmak isteyen, 'paramı verdim neden çıkayım?' zihniyetinde olan kaç kişi var bilemiyorum. Bir kısım kalır bir kısım çıkarsa ve çıkan kısımın sayısı azımsanacak ölçüde kalırsa hiç bir etkisi kalmaz bu protestonun.

Keşke şöyle yapılabilse; herkes maça gelse. Takımına sahip çıkmak sessizliğin sesine ortak olmak için. Yerine geçip otursa ama otursa. Elinde çekirdek çitleterek maçını izlese. Diyeceksiniz ki o zaman takımı olumsuz yönde etkiler, etkilesin. Takıma değil sadece yinetime bağırılan maçlardan daha az olumsuz etkisi olur inanın. Alkışlanır güzel pozisyonlar. Tutablirsek kendimizi gol attığımızda da coşku yaşamayız, alkışlarız sadece. İlla ki gitmek gerekmez. Gitmek, terk etmektir. O varken ben yokum diye tribünü bırakanlara sözüm olamaz. Saygı duyarım ama ben o tribündeysem ve olacaksam. Gidip gelmek de olmaz.

Keşke şöyle yapılsa; 'anlayana davul zurna' hesabı "lay lara lay lay..." cinsinden alakasız bestelerle vur patlasın çal oynasın şeklinde şarkılar söylense. Parmaklar şıklatılarak oynansa tribünde. Delirtti ya bizi bu adam. Delirsek hepten. Tribünde bir eski açığa bir yeni açığa koşsak... 'Çıldırın, çıldırın' melodisiyle "Yıldırım, Yıldırım" diye kafaları sallasak. Söylediklerimiz anlaşılmıyorsa başka başka şeyler söylesek.

Ya da en ütopik olanı, o tribüne girip de Pazar akşamına kadar çıkmasak. Maç bitiminde ışıklar sönse, hiç kimse kalkmasa yerinden. Kolkola girip otursak. GreenPeace'in zincirlenmiş üyeleri gibi kenetlensek birbirimize. Çıkaramasalar bizi. Kazımak zorunda kalsalar. Çıkmadığımızı duyan dışarıdaki Beşiktaşlılar gelse stada. Stadın etrafında toplansa. Duyan gelse, Duyan gelse. Gece yarısı ertesi sabaha kadar on binler aksa İnönü'ye, Beşiktaş'a.... Pazar akşamına kadar stadın etrafına Beşiktaşlıyım diyen herkes çevre illerden gelse. Dolsak taşsak...

Şişli'de yürürken "Tayyip baksana, kaç kişiyiz saysana" diye bağırılması geliyor aklıma sonra. Bizim kaç kişi olduğumuzu sayan olmadı ama sandıktan çıkan sayım sonucu boşa yırtılan gırtlaklara yumruk gibi çöktü. Nasıl olacak bilmiyorum...?

3 Şubat 2010 Çarşamba

Cefakar Taraftar -2-


Sene 1982, 15 senedir şampiyonluk görmemiş Beşiktaş'lılar ve buna rağmen devamlı artan seyircisi, taraftarı... Bunu anlayabilmek gerekiyor, Beşiktaşlılık bunu anlayabilmekden geçiyor. Beşiktaşlılar başarı için Beşiktaşlı olmadılar, olmuyorlar. Araştırma uzmanları "bu bir patlamadır" teşhisi koyarken, Beşiktaşlıların sayısının artışını; özkaynak, mütevazilik, saygınlık gibi hassas bir okadar da ciddi hususlardan kaynaklandığını belirtmişlerdi.
Bir de son yıllara bakalım.Hatta günümüze, bugüne, son şampiyon takımın taraftarındaki yılgınlık, isteksizlik, ümitsizlik ve stadyumlardan kısacası Beşiktaşdan uzaklaşma... Yorum sizin...

2 Şubat 2010 Salı

Rollerball (1975)



Rollerball (1975):

Yıl 2018. Dünyada artık savaş ve suç yok. Dünyayı yöneten sayılı büyük patronların sahip olduğu şirketlerin rollerball takımları arasında oynanan ligde, bu tehlikeli ve barbarca spor, insanların bastırılmış öfkelerini kontrol altında tutmak için tek yol. İnsanlar televizyonların başında heyecanla oyunun başlamasını bekliyorlar. Oyunun adı “Rollerball” (ölüm pateni): Amerikan futbolu, motokros ve buz hokeyinin vahşi bir karışımı.

Energy Corporation Houston takımının veteranı ve bütün dünyanın en iyi oyuncusu Jonathan E. , formunun zirvesinde ve takımıyla şampiyonluğa giderken emekli olarak bırakması istenir. Bunun sebebi patronlar bilhsasa Energy Corp. Houston 'un sahibi bu oyunun şirketlerin kontrolünde olduğunu, bireysel yıldızların olmaması gerektiğini, kendi kontrollerinde olan egomanyanın yıkılabilecek olmasından korkmakdadırlar.
Jonathan E. ise Pascal Nouma'nın asiliği,hırslılığı ile inatla devam eder ve üstüne oynanan oyunlara karşı mücadele verir. Alayına isyan tadında bir konusu olan bu filmde hassas anafikri ile güzel mesajlar içermekdedir.

(10 üzerinden 6 yıldız)

1 Şubat 2010 Pazartesi

Eskiden Bir Vapurumuz Vardı


Eskiden bir vapurumuz vardı rengi siyah beyaz olan. Öyle ahım şahım değildi koltukları, içinde lüks denecek aksesuarlarıda yoktu. Bizim derdimiz lüks olsaydı zaten sarı lacivert veya sarı kırmızı olanlarını tercih ederdik. Bizim sevgimiz siyah beyazın kendine has kokusu, yapısı ve bilhassa mil yaptığı güzargahıydı. Duruşu vardı, mütevaziydi. Bozuldumu biz yolcular ilgilenirdik. İçimizdekiler tamir ederdi, emek verilirdi. Genetiği değiştirilmemiş meyve sebze gibiydi. Diğerleri gibi süslü püslü değildi.Onunlayken ayaklarımız yerden kesilirdi tadı bambaşkaydı o duygunun, yaşanılanların.

Vapurun kaptanı değişti 2000 senesinde.. Eski kaptan yaşlandı diyerek homurdandık, genç kaptan istedik. Ağzı laf yapan geç kaptan bünyeyi bozmaya başlamıştı.. Önce koltukları değiştirdi sonra güzergahı değiştirmeye kalktı.. Meğersem kişisel planları varmış. Bizim vapuru kullanarak kendine yer açtı. 1-2 yolcu kendisine hakaret ediyor bahanesiyle kaçarcasına gitti, nede olsa vizyonu için süresi dolmuştu.


Yerine şimdiki kaptan geldi. İlk başlarda çok seviniyordum. Eski güzergah eski koltuklar..Uzun sürmedi. Bu kaptan kendi bildiğini okumaya başladı, belkide diğer vapurların kaptanlarının sözünü dinliyordu akşam yemeklerinde tavsiyeler alıyordu. Önce dedi ki siz sayın yolcular için koltukların kılıfını değiştiricem değiştirdi ama daha biz ne olduğunu anlamadan onları attı yeni koltuklar aldı , aldı ama aldığı koltuklar eskisenden de beterdi. Devamlı koltukları değiştirdi. Ya rengi tutmadı, ye cinsi, ya şekli amaç zaten anlayan için belliydi. Bizim bilet paralarımızla bu masraflar karşılanamazdı. Reklamlar aldı,sponsorluklar geldi. Vapurun bölümlerine sponsor ismi eklendi. Kaliteli mazot dedi gitti anteplerden kendi tanıdığından mazot aldı. Ama mazot deposundaki deliği tamir ettirmedi. Devamlı vapuru boyattı. cilaladı. Bunun üstünü açalım dedi hiç gereği yokken sonuç mu? Şimdi ne üstü açılıyor güneşli zamanlarda, ne de yağmur yağdığında eskisi gibi içersi kuru kalıyor.. Ben buna turbo motor takarım dedi, bi dünya masraf yapıldı ama yeni motor eskisinden fazla tekliyor. Homurdanmaya başlayan yolculara kendinize gelin bunların hepsini cebimden verdim istemiyorsanız paramı geri verin diyerek tehdit etti. Eskisinden kötü bir vapur var elimizde ve birde kaptana borçlandık. Kısacası artık vapur onun oldu. Güzergah deseniz sarı lacivert-sarı kırmızının aynısı, kendine has ne kokusu nede yapısı kaldı. Halbuki bizim amacımız bu vapur ile bir yere gitmek değildi öyle olsaydı zaten diğer renklilere binerdik. Şimdi onlarla aynı güzergahdayız fakat onlar gibi hızlıda değiliz, vapurumuz onlarınden çok çok geride.


Kaptanın değişme ihtimali vardı. Ama gördük ki yolcular memnun. Şuanda sadece rengi ve adı aynı belli mi olur yakında ona da ekleme yaparlarsa kimse şaşırmasın..

Neyleyim..?

Neyleyim müzedeki iki kupayı, sen bu hallere düşünce.
Gün geçtikçe olduk beter. Yeter Demirören yeter...