Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2013 Pazartesi

Derbiden Geriye Kalanlar


Beşiktaş'lı arkadaşlar fotoğraftaki pankartı hazırlayıp TT Arena'ya sokmuşlar. Flemenkçe yazılmış olan ve Wesley Sneijder'e "nasıl bir camiaya geldiğini anlatan" pankart, 2.yarının başında maraton tribününde Galatasaray taraftarları tarafından açılmıştır.. 
Türkçesi : "Emek Hırsızı Galatasaray"

Galatasaray'lı arkadaşlar ise kendilerine yakışan zekada bir pankart hazırlayıp açtılar.Biz maçı kaybettik moralimiz bozuk olabilir ama hele ki bu pankartı gördükten sonra çok şükür "KARAKTERİMİZ DEĞİL" diyerek seviniyoruz. Maçlar sizin olsun şeref ve onur nasıl olsa bizimle...!!!

Unutmadan birde pitbull hadisesi vardı. Adnan Öztürk geçenlerde ne demişdi ? Hemen hatırlayalım; "Bu spor değil AHLAK meselesidir! Tükürmüş tükürmemiş, bu hareket yapıldıktan sonra ne önemi var? Tekrar ediyorum hangi takımın sporcusu olursa olsun bunu kabul etmem mümkün değildir. 
Ben başkan olsam kulübümün oyuncusu bunu yapsa o akşam kendini önce kapıda sonra uçakta bulur!"

Adnan Başkan, İlk uçak 29 Ocak Salı akşamı.. THY ile tek gidiş, İstanbul-Sao Paulo 2.476 TL ...



15 Nisan 2012 Pazar

Yağrmudan Dolayı Maçın Ertelenmesi


Bu sezon ilk defa oynanacak olan Süper Final maçlarının ilkinin oynanmasını engelleyen yağmur; "artık birşeylerin işaretcisi midir? yoksa 2012 yılında olmamıza rağmen 3-4 saat yağan kuvvetli yağmura halen boyun eğdiğimizi gösteren bir sonuç mudur?" bilemiyorum.

Yağmur denince aklıma tribünlerde topluca açılan şemsiyeler geliyor. İlk iki görüntünün fotoğrafını da bu yazımda paylaşıyorum. Diğer bir görüntü de sene 2000'den. Hiç unutmam bütün gün yağan yağmur maç saatinde şiddetini arttırmıştı. Kapalı da olduğum için ıslanmamış olsam da, açık tribündeki insanları izledikçe içim cız ediyordu. Halbuki o gün yağan yağmur hatırladığım kadarıyla dünkünden az da değildi ve maç oynanmıştı.
Beşiktaş 3 - 1 Galatasaray (21.10.2000)
http://www.youtube.com/watch?v=xAwHrLw8aK4

Lig Tv maç yayını yapsın diye pazartesi'ye ertelenen derbi için birde "biletlerinizi getirin yenisini alın" denmesi beni şaşırttı. Biletix gişeleri biletleri satarken isim soyad telefon numarası alıyorlarsa eski bileti getirin yenisini alın demek biraz abest oluyor. Tabii biletin üstünde müsabaka sonuna kadar saklayın yazısı yazdığı için birşey de diyemiyoruz.

Son 0larak: Olsun canım, şunun şurasında pazartesi'ye ne kaldı... ;)
https://www.facebook.com/#!/photo.php?v=10151500262675531

5 Mart 2012 Pazartesi

Mart 2012 Beşiktaş'a Hoşgelmedi...



Kimilerinin aklı 4 gün sonra oynayacağımız Madrid'deki UEFA maçında (eğlence gece hayatı, parada pulda) iken Alman panzeri ise canla başla çalışıyor oynamaya.. Unutmadan malesef her daim aklı havada olan bile var bu takımda...


Tribünler karnaval alanı gibi, takım saha da dökülürken 20 bin kadın ise adeta çığlık çığlığa boğazı inletiyor. Tamam Trabzonspor iyi oynuyor olabilir ama kendi evinde farklı mağlubiyetten gene iyi oynayan fakat beceriksiz rakip forvetleri sayesinde kurtuluyorsak, dağınık bir takım oyunu oynuyorsak utanmalı o güzelim siyah beyaz formamızı giyenler. Hele ki böylesi bir tribün önünde hiç yakışmıyor. Perşembe akşamı kendilerini affettirmeliler yoksa Madrid'e dün akşamdan giden akıllarından şüphe ederiz.

Haftaya ise dün akşamki mağlubiyet üzüntüsüyle gözümüzü açarken gazetelerde ise biraz kafası çalışanlar için hiçte süpriz olmayacak bir haber ile başladık. Saf ve sapına kadar Beşiktaş'lı olan daha geçenlerde TFF Başkanlığı için istifa eden eski başkanımız mali kongrede kendi kendine yarattığı borçların hesabını vermek yerine sırf ibra edilebilmesi için "alacaklarımı şartlı hibe ediyorum" söyleminin esasında doğru olmadığını görüyoruz.



26 Şubat Pazar günü yapılan mali genel kuruldan üç gün önce 103 milyon TL’lik alacağına karşılık kulüpten senet aldığı ortaya çıktı. Kim saf kim akıllı yorum sizin...
Sabote etmeyelim Beşiktaş UEFA'ya gitsin. Bu zihniyetle UEFA'ya gitse neye yarar, UEFA'daki maça çıksa ne yapar ??

2 Şubat 2012 Perşembe

Dişi Kartallar'ın Misafiri Dişi Şeytanlar


Kayseri deplasmanımızda havalimanındaki taraftarları tek tek tespit ettirtip stadyuma sokturmayan sayın büyük başkanımız, malesef yumruğunu gene masaya vuramadı ve küfür bahanesiyle bu akşam ki Mersin İdman Yurdu maçına da yasak geldi. Tabii diğer stadyumlarda küfür yok, bıçaklama yok "?" sadece İnönü'de var.. Yersen !!!

İstanbulda hava soğuk, kar esaretini üstünden atmaya çalışıyor. Bu akşam tribünlerimizde gene az ama öz sayıda Dişi Kartallar'ımız yerlerini alacaklar ve bizleri aratmayacaklardır. Buna eminiz, bir güzel haberde Mersin'den geldi. Haftaiçi olmasına rağmen bu havada 932 km'lik yolu göze alarak deplase olan 1 otobüs dolusu Dişi Şeytanlar'ı tebrik ediyorum. Kazasız belasız hayırlı yolculuklar dilerim.

24 Ocak 2012 Salı

Beşiktaş J.K. - Gaziantepspor

Oynadığımız son Süper Lig karşılaşması sonrası, artık ligin tadı-tuzu kalmadı şeklinde yorum yapmıştım. Üstünden henüz 3 gün geçti, ne olduğunu anlamadan 4.gün akşamı bu sefer İstanbul'da Gaziantepspor'u konuk edeceğiz. Beşiktaş'ımızdan asla sıkılmayız fakat saha da futbol adına bir oyun yokken, bariz hakem hataları, sonuçlanamayan şike-teşvik davaları, 58. madde kaosu derken birde yönetimimizin açıklamaları, kulübün geldiği nokta, biz taraftarların evrimleştirilip birer enayi çekirdekçi kıvamına getirilip tribünlerin bitirilişi haliyle havanın buz gibi soğuması vs... Valla akşama Gaziantep maçı var denince aklıma oynayacağımız futbol maçı değilde sadece ve sadece fotoğraftaki bol fıstıklı tatlılar geliyor. Hatta tadı tuzu kaçmış, inandırıcılığı kalmamış çadır tiyatrosu şeklinde oynanan maçlar için lig tv seyredeceğime böyle bir tepsiyi izler, mahallenin baklavacısının yolunu tutarım en azından hem gözüm hemde karnım doyar...

11 Aralık 2011 Pazar

Carlos C. : "Bi gol at la artık!"



Eli yüzü düzgün ve boylu poslu bir adam olmasa Guiza gibi karikatürlere, skeçlere konu edilecek potansiyele sahip bu Almedia. Gol kaçırma yarışına girmiş durumda ve rakipsiz. Hani Edu'ya işe yaramaz diye forma yüzü gösterilmiyor ya Almeida'ya kimin yüzü suyu hürmetine ilk on bir şansı tanınıyor anlamış değiliz. Yine de şeytanın bacağını kırıp bizi utandırmasıdır dileğimiz. Zira takımda golcü sıkıntısı olduğu net. Pektemek'e çarpan top filelerle buluşmasa siftah edemeden sonlanacaktı doksan dakika. Bebe dönebilidiğinde bu takıma neler katacağını merakla bekliyoruz.


Rıdvan Dilmen bu akşam "Televizyonu ne zaman açsam Beşiktaş'ın maçı var" demiş. Aslına bakarsanız durumu en güzel özetleyen yorum bu. Bu kadar sıkışık maç trafiğinde rotasyon şart, puan kaybı da normal karşılanabilir. Yine de bir takım şampiyonluğa oynuyorsa eğer evinde oynadığı maçları iyi oynamadan da kazanmasını bilmeli. Skora bakmaksızın alınacak üç puanlar zirve civarında uçurur Kartal'ı. Gerçi bu sene play-off'lara kadar birer buçuk sayılacak.

Bu maçta bulamadığımız golleri Perşembe akşamı görelim. Yeni yılda da tek şikayetimiz sıkışık maç trafiği olsun inşallah. Bir kaybedelim, üç kazanalım, yolumuza devam edelim sonuna kadar. Boş tribünler önünde olsa da, seven milyonların kalbinde Beşiktaş...

Beşiktaş: 1

İBB: 1

(M. Pektemek 70' )

27 Kasım 2011 Pazar

Güzel Adam, Güzel Maç, Güzel Skor

Maç öncesi seramonide yine her futbolcunun önünde minikler dizilmişti. Quaresma önündeki down sendromlu küçük kıza o kadar içten sarılmıştı ki bizim de ona sarılasımız geldi resmen. Bazen kızıyoruz ama seviyoruz bu güzel adamı. 2009 şampiyonluğu sonrası Kuruçeşme Arena'da az bağırmadık adını. Daha o zamanlar Boğaz'ın manzarasından bi haberdi kendisi. Geldi, gördü ve kör talihini Beşiktaş'la yendi. Portekiz Milli Takım'ına çağırıldı. Performansı arttı. İstikrarı yine tutturamadı ama onu izlemek her zaman ayrı bir keyif. Daha çok şeyler bekliyoruz ondan. Sonu Guti gibi olmasın.

Trabzonspor maçının ilk yarısı müthiş tempolu ve her iki kalede yaşanan pozisyonlarla başladı. Beşiktaş da Trabzon da öne geçebilecek şansları yakalamasına rağmen gole çeviremeyince devre 0-0 bitti ama bir doksan dakikaya sığacak kadar heyecanı yaşattı izleyenlere. Beşiktaş orta sahadaki kalabalık ve güçlü adamlarıyla rakibi kaleye yanaştırmamaya çalışırken bordo mavililer sık pas trafiğiyle kaleye yanaşmaya çalışıp durdu. Quaresma'nın kişisel becerisiyle yarattığı pozisyonlar golle sonuçlanmadı ama maçın son on dakikasına girilirken kazanılan penaltıyla golü onun ayağından buldu Beşiktaş. Yıllar önce topla oynama oranında % 25 gibi düşük bir yüzdeye sahip olmasına karşın maçı 2-0 kazanan takım geldi aklımıza. O günkü gibi mahkum oynamasa da topa sahip olup gole gitmekten çok rakibin hızını kesip, hızlı toplarla atağa çıkan ve akıllı oyunuyla da skor üstünlüğünü ele geçiren bir takım vardı sahada. Hocanın pekiyi notla sonlandırdığı bir maç oldu kısacası. Darısı Avrupa Kupalarındaki müsabakalara.

Bir ayrı paragraf da Trabzonspor taraftarına. Özel davetleriyle şehire gelen renktaşlarımızı ağırlamaları, tribüne sokmaya çalışmaları son derece güzel ve alkış alan hareketlerdi. Dileriz bu tepkiyi bütün takım taraftarları da aynı sağduyuyla uygulamaya geçirebilir ve tribünler, özellikle deplasmanlar yine rakip takım taraftarlarına açılır.

Trabzonspor: 0
Beşiktaş: 1

(Quaresma 78' *pen)

15 Ekim 2011 Cumartesi

Yürümeyelim Arkadaşlar, Koşalım...


Maçı kazanmak isteyen Kayserispor'du, öyle de oldu. Zaten daha karşılaşmanın başında öne geçeceklerdi neredeyse ama bunun için ikinci yarıyı beklemeleri gerekti. Beşiktaş ise yağmurlu bir günde görünmez olmuştu taraftarın bestesine inat. 'Bu havada kim top oynayacak' zihniyetiyle geçti gitti doksan dakika. Lige verilen ara işlerini unutturmuştu. Birbirleriyle ilk defa oynuyormuşcasına kopuk ve anlaşılmaz bir sistemde gol beklentisi de takım gibi 'duran' toplara kaldı haliyle. Simao kesti, stoperler vurdu, olmadı. Edu çabaladı olmadı. Rakipse sağlı sollu, ara paslı girişimlerinde kaçırdı, sayılmadı derken aradığı ve hak ettiği golü buldu. Üstüne bir tane daha attı ve kasvetli bir İstanbul gecesinden üç puanı çıkarmanın aydınlığıyla ayrıldı.

Kaybedilen bir maçın arkasından söylenecek çok şey vardır. Biz artık kaybettiğimiz maçları geçtik, kaybettiğimiz değerlerimizin arkasından bile susan bir camia olma yolunda ilerliyoruz. Altıncı haftada alınan ikinci mağlubiyetin ardından takımda önce seçmece isimler, sonra hepsi ıslıklar altında sahayı terkediyor. Biri "aramızda mücadele etmeyenler var" diyor, öteki "yetmez, akıl lazım". İkisine de sahip bedenler sahada formayla beraber ıslanıyor ama uslanmıyorlar. Rüştü de sakatlanıyor bu arada. Yani şans da lazım ya hani. Bizde o da yok.

Doksan dakikanın sonunda sahanın çimlerine kapanıyor bir adam. Kayserispor'un kalecisi Gökhan Değirmenci. Beşiktaşlı olan babası onu İnönü'nün çimlerinde görmek istermiş. Yakın zamanda kaybettiği babasının bu isteğini, bir nevi vasiyetini, yerine getirmenin buruk gururu ile boşalıyor Gökhan'ın göz yaşları. O, çok sevdiği Beşiktaşlı babasına ağlıyor, biz kaybettiğimiz nice değerlere...

Beşiktaş : 0
Kayserispor: 2

25 Eylül 2011 Pazar

1-0 Olsun



Bursa'daki mucizeden sonra İnönü'de zorlanmadan üç puanı alacağımızı düşünmüştüm ama yanıldım. Antalyaspor güçlü ve hocasıyla da kadrosuyla da ligin istikrarlı takımlarından biri. Kapanarak 'puan veya puanlar' alma mantalitesinden çok kendi futbolunu ortaya koyarak oyuna ortak olma amacındaydılar yine. Maçın her anında, özellikle de son bölümlerinde bu istekleri açıkça görüldü. Maçtaki bütün dengeyi bozan Ali Turan'ın dengesiz müdahelesiyle kazanılan penaltı sonrası ele geçirilen skor üstünlüğü oldu. Gerisi tamamen dişe diş.

Tribünlerin ikinci golün gelmesi için yaptıkları tezahürat, Pektemek-Edu değişikliğiyle sonuç verebilirdi ama Brezilyalı oyunda kaldığı süre içerisinde yakaladığı fırsatlarda topu filelerle buluşturamadı. Antalya'nın da aradığı golü bulamadığı gecede mucizevi değil sıradan bir skorla sahadan galip ayrılan taraf olduk. Guti'siz bir maçta daha kurgusal anlamda yaşadığımız sıkıntılar göze çarparken takımın en önemli isminin yine Egemen olması da düşündürücü.

Bir diğer düşündürücü durum da tribünde göze çarpan boşluklar. Tabi ki bunu düşünen, düşünürken de neden sonuç ikişkisi kurabilenler azınlıkta.

Beşiktaş : 1
Antalyaspor : 0

( Simao 10' *Pen )

22 Eylül 2011 Perşembe

‎87 Sivok, 89 Holosko.. Şikenin Rengi 'Cart Curt' Diyenler, Hayırdır Ne İş?


Gecenin özeti; Beşiktaş'ımız karşısında Bursaspor'un 87. dakikaya 1-0 önde girdiği karşılaşmada 2 dakika içinde 2 gol yiyerek, Seyrantepe'de oynanacak Galatasaray-Eskişehirspor karşılaşmasında, Kırmızı Şimşeklerin sahaya lider olarak çıkmasını sağladı. Hayırdır ne iş???
"Anlayan anladı!!!"

Uzun uzuna maçı yorumlamanın ötesinde bu akşam ki galibiyet. Bu yüzden inceden mesaj verelim, yıllardır ağızlarından düşürmedikleri şikeye gönderme yapalım istedim. Alınan galibiyet ile zaten kafalar kıyak... Tatlı yiyelim tatlı konuşalım.. Severiz "kestane" şekerini hepimize afiyet olsun..

10 Eylül 2011 Cumartesi

Eti:2 Ülker:1... Beşiktaş:0



Hani bazı Avrupa Kupası rövanş maçları vardır, ilk maç deplasmanda farklı kaybedilmiş olsa bile takım maça öyle bir başlar ki turu geçeceğinize inanırsınız. Fazla sürmez ve erken yenen gol sonrası maç anlamsızlığa bürünür. 'Bitse de gitsek' moduna geçen futbolcular, mesai doldurmak için oynarlar ve ne orada olanlar ne de ekran başındakiler keyif alamaz. İşte bu akşamki maç daha takım ilk golü yemeden o hale bürünmüş gibiydi. Takım bildik isimlerle kurulu. Sadece defansta Egmen, ortada Veli Kavlak yeni. Onlar da sırıtmıyor. Egemen zaten hiç sırıtmıyor, hep bir ciddiyet içinde işini yapıyor. Her topa ya ayağını ya kafasını sokuyor. Bireysel olarak iyi ama ikili olarak Toroman'la anlaşmaları da lazım. Zira ilk yarıda çok net iki üç pozisyonu rakibin son vuruş kabiliyet eksikliği ve Cenk'in kurtarışı ile atlattık. Yanlış görmediysem frikikte de Egemen topa kafasını sokunca gole sebep oldu ve geriye düştük. Neyse ki İsmail'in çaldığı topla bulduğumuz şansı Almedia değerlendirerek ikinci yarıya taşıdı ümitleri.

Biz zaten ümitlerimizi taşımaktan yorulduk bu takım sayesinde. Hiç bir ikinci yarıya garantilenmiş skor, yedekleri görme hevesiyle başlayamadık. Son dakikaya kadar taşıdık ümitlerimizi, çıkan oyuncuların yerine girenlere bağladık umutlarımızı. Biz düğümü çözemeden bıçak gibi kesen de kendi evladımız oldu. Yaramaz diye evden kovduğumuz velet yapıştırdı topu filelere. Bir ikinciyi daha getiriyordu peşine ama 'Kral yapmayacaksıni kral olacaksın' tarikatından arkadaşı Serdar buna engel oldu. Sonuçta tatsız tuzsuz başlayan maçın faturası da keyifsiz oldu. Sıfır elde var sıfır hızlıca dönüyoruz İstanbul'a. Zira Salı akşamı İsrailliler geliyor. Rövanşı da yok o maçın. Yendik yendik yoksa yine gruptan çıkmak için onun bunu yenmesini, ötekinin berikine kaybetmemesini falan bekleyeceğiz ilerde.

Bu arada biz bütün bunları düşünürken Fink Samsun'da asist üstüne asist yaparak takımının galibiyetinde rol oynuyor, bizdeyken golü unutan Nobre Ankara'da bir doksan dakikaya iki gol sığdırıyor, maçın son golünü frikikten Serdar Özkan atıyordu. Kalede de tanıdık bir sima; Hakan Arıkan...

Eskişehirspor:2
Beşiktaş:1

( Almeida 45' )

1 Mart 2011 Salı

Haydi Kalk Ayağa


.
Ukrayna'da UEFA'ya havlu attıktan sonra soluğu Ukraynalıların gözde tatil mekanı Antalya'da aldık. Lig de matematiksel olarak olmasa da bazılarının gözünde tatil havasına girmiş gibiydi. Belki de fırsat bilip erken rezervasyon yaptırmış olabilirler çevredeki otellerden.
.
Mehmet Özdilek'in diri Antalya'sı golü kovaladıkça kovaladı ama Rüştü'nün tecrübesi ve hakemin bir penaltıyı es geçmesi buna izin vermedi dün akşam. Biz de golümüzü yine sürpriz bir şekilde Ekrem'in hünerli (!) ayaklarından bulduk. Asisti yapan Quaresma kadar yan hakemin de golde payı vardı sanki. İkinci gol için Guti'yi mi övmeli yoksa Ömer'i mi dövmeli karar veremedim. Quaresma'nın 'al da at' pasları gibi açmıştı kalesini Antalya'nın kelajı. Guti de reddetmedi. Sonuç olarak sadece maçı kazandık. Necip'i ise kaybettik. Şimdilik sadece bir maçlık. Bu tip organize işler futbolun oyun kuralları içerisinde olmasına karşın böyle açık seçik yapılınca bana hoş gelmiyor. Hani Sergen anlatıyordu geçenlerde "Sarı kart cezalısı olmak için Arif'e çift daldım, sinirlendi. Dedim 'Oğlum haftaya izin yapacağım, sakin ol'...." diye. Öyle olunca sanki sahada olan sahada kalıyormuş gibi.
.
Schuster elleri kolları bağlamış takımını izliyordu kenardan. Yüzü asıktı. Sanki hiç bir taktik vermemiş; "Çıkın oynayın işte" demişti. Biz de öyle diyoruz sadece. Oynayın ama yüreğinizle oynayın. Maç bitsin de gidelim diye değil. Bu on birin önünde daha on biri lig ve dördü kupa olmak üzere on beş maç var.
.
Antalyaspor: 0
Beşiktaş: 2
.
(Ekrem 56', Guti 79')

6 Şubat 2011 Pazar

İki Seksen


.
Bir vurdu pir vurdu dün Almeida. Ben kapalı alt tribünden, o pozisyona yakın olan yan hakemin arkası oluyor, net bir şekilde gördüm topun çizgiyi geçtiğini. Hatta saha kenarındaki güvenlikçi bile gole sevinip ellerini havaya kaldırdı ama nafile. Emenike'nin pozisyonunda penaltı veremeyen hakemin, açısı sebebiyle belki de göremeyeceği bu pozisyonda sakat sakat görevine devam eden yardımcı hakemi de sınıfta kalarak bizi golden etti.
.
Bunlar konuşulur durur, hakemler yerden yere vurulur vesaire. Ben düne dair o yöde daha fazla bir şey yazmadan madalyonun diğer yüzüne dikkat çekmek istiyorum. O gol verilseydi Almeida bizi ipten alan adam olacaktı. Forvet oyuncuların şansı da bu. Tüm maç fotoğraftaki şekilde iki seksen yatıp uzansa da tek şutla hem puanları kurtaracak hem de milyonları sevince boğacaktı. Olmadı, dün bizi tribünde daraltıp boğduğuyla kaldı. Hayalet gibi dolaştı durdu doksan dakika boyunca. Sınırlı yeteneklere sahip olan Nobre didinip dururken Almeida gelişen her atağı ofsaytten izledi. Hele bir pozisyonda golü kaçırıp aut çizgisinin dışında yere düşüşü sonrası devam eden ataklara kayıtsız kalması akıl alacak gibi değildi. Bu kadar formsuz bir maç çıkartırken Bobo'nun yedek kulübesine çakılı kalması da tribündeki Schuster'in insiyatifindeydi.
.
Gördük ki Guti olmayınca Q7 çetesi şefsiz bir orkestra gibi ayrı telden çalıyor. Beşiktaş pozisyon üretmekte zorlanıyor ve biraz dişli bir rakip çıkınca karşısına bocalamaya başlıyor. İşin enteresanı ikinci yarı başladığından beri bir ileri bir geri gitmemiz. Bu seri böyle devam ederse Ankara'da seyircisiz oynanacak maçta farka koşar, Fener maçında İnönü'de yine saç baş yolarız. On yedide on yedi sadece bir fantaziydi. Bence en ulaşılası on beş galibiyet bile fantastik bir sonuç olabilirdi ama daha şimdiden üçün birini alınca hesabı kitabı bir kenara bıraktık.

28 Ocak 2011 Cuma

Hesap Kesmeye Geliyoruz !


.
Yıllardır bize ters gelen Olimpiyat stadyumu ve seyircisi olmamasına rağmen ülkenin en büyük stadyumunda maçlarını oynayan İstanbul Büyükşehir Belediyespor ile pazar günü saat 15:00'de karşılaşacağız. "Uzakdan görünen göze hoş gelir" derler fakat bu stadyum için bu duyguları çok uzakdan da baksak malesef besleyemiyoruz. Mimarisi, ulaşımı, rüzgarı, kötü anılarını say say bitiremeyiz.
.

.
Daha önce ki yaptığımız çıkarmalar pek iç açıcı değildi fakat bu sefer hırs da yaptık, takımın yakaladığı şuanki hava da güzel. Hava demişken pazar günü için resmi kaynaklardan tahminler 4 derece ve yağmurlu olacağı yönünde, bilet fiyatları ise 25 TL. Şartlar pek uygun olmasa da maç saatinin 15:00 oluşunun avantajını kullanarak bu soğuk kış havasında biz cefakar taraftarlar olarak Beşiktaş'ımız için "Gücüne Güç Katmaya Geldik" tezahüratını kanıtlarcasına stadyumda yerimizi alıp, hep bir ağızdan bağırmak istiyoruz. Haydi Kartallar hesap kesmeye !!!
.

25 Kasım 2010 Perşembe

Beşiktaş-Bursaspor / 05 Aralık Pazar 14:00


.
TFF'nin açıkladığı programa göre 15. hafta oynayacağımız Bursaspor maçı Pazar günü saat 14:00'de görünüyor. Ne iş?

21 Kasım 2010 Pazar

Beşiktaş Seninle Gülmeye Geldik


.
Geleni güldürmeye devam ediyoruz evimizde. Fotoğrafta görüldüğü üzere kale arkasındaki Konyalılar sevinç içerisinde. Fotoğraf karesine yansımayan binlerce ve stada sığmayan milyonlarca Beşiktaş taraftarı ise hüzünlü. Biz güçlerine güç katmak için dolduruyoruz tribünleri ama sahadaki futbol bizim gücümüze gidiyor her hafta. Beşiktaş bu olmamalı diyoruz, kabullenemiyoruz. Puan da maç da kaybedilir, şampiyon olmak ya da olmamak da değil tek mühim olan ama bir futbol takımı varsa sahada futbol oynamalıdır ve üzerinde taşıdığı formaya layık olmalıdır.
.
Sistem ve onun yaratıcısı olan hoca, ilk on bir, kadroda olan olmayan futbolcular, onları bir araya getiren başkan ve ekibi... Haydi seçin birini, suçlu olarak görelim ve hesap soralım desem herkes farklı yönleri işaret edebilir. Sonuç olarak puan tablosunun işaret ettiği ise zirveden giderek uzaklaştığımız. Maçın sonundaki tepkiler bir kişi üzerinde yoğunlaşarak çıkış tüneline yönelen bu futbolcuya kapıyı gösteren sloganlar atıldı. Oysa ki o en sevdiği tezahüratın 'Kartal gol gol gol" olduğunu söylemiş ve daha Beşiktaş'a gelmeden önce bu formayı sırtına geçirmişti.
.
Sakatlar düzelir, takım düzelir, çıkış başlar mı kısa sürede bilemiyoruz. Tek bildiğimiz haftaya Ali Sami Yen Stadı'nda deplasman tribününe doğru yol alırken çıkacağımız o yokuş herkese daha bir zor gelecek. Şahsen ben 100. yılımızdaki o maçı kaçırdığım için son on senede hiç galibiyet göremediğim tribünlerde son kez şansımız zorlamış olacağım. Dibi kara iki tencerenin biri zirveye el sallayacak, diğeri eteklerine tutunacak. El sallayan biz olursak, bizden de birileri devre sonunda el sallar gibi.

Beşiktaş: 2
Konyaspor: 2

(Kere (kk) 27', Holosko 40')

14 Kasım 2010 Pazar

45'de Guti, 90'da Hilbert. Bitti Mi Yani Şimdi Dert?


.
Galip gelmek iyi, hoş, güzel de düze çıktık mı acaba? Geçen hafta son dakikadaki o penaltı gol olsaydı, o maçtan da galibiyetle ayrılmış olacaktık. Ligin sonlarından kurtulma çabası içindeki takımlara karşı bile pozisyon bulmakta güçlük çekmeye devam ediyoruz. İleri çıktığımız anlardaysa geride akıl almaz açıklar veriyoruz. Gençlerbirliği biraz daha becerikli olabilse, Kasımpaşa gibi bir puanı alıp götürürken kalan iki puandan biri bize biri de haybeye gidecekti az kalsın.
.
Guti'nin golünden sonra sahadaki ve kulübedeki futbolcuların sarmaş dolaş olması takımdaki birlikteliğin bir göstergesi. Genelde protestoya maruz kalan takım oyuncuları bu gibi davranış içerisine girer. Bizim tribünden henüz kişisel bir kaç topçu harici ıslıklama bile olmadı. Takımın arkasında duran taraftar takıma güveniyor ama bu futbolu gördükçe de endişeleniyor ilerisi için. Günü kurtarmakla bir yere varamayız. Yaşadığımız gol kısırlığından ve kolay pozisyon verme alışkanlığından kurtulmalıyız. Yoksa Gençler'i yeneriz ama bunların abileri de var...

Gençlerbirliği:0
Beşiktaş: 2
(Guti 45', Hilbert 90')

31 Ekim 2010 Pazar

Ekim Ayı Dert Ayı


.
Ligdeki son üç maç ve aradaki Porto maçı kaybedilmiş, hafta içinde Mersin'le oynanan Türkiye Kupası eleme maçı ise güç bela kazanılmış olmasına rağmen hala alkışlarla karşılıyorsak Beşiktaş'ı, sevdiğimizdendir sadece. Yoksa ortada alkışa değer bir kaç hareket dışında doksan dakika içerisinde görülen bir şey yok. Guti'nin enfes ara pasına yetişen İbo'nun beklenmedik şıklıktaki ortasıyla Bobo'nun ayağından gelen gol. Necip'in yürekten çabası, kendi kendine hem attığı hem attırdığı (!) gol. Ersan'ın bir kartal gibi göklere hakim olarak hava topu bırakmaması... İki golü erken bulunca maçın farka gideceğini beklerken, ikinci yarıyı bütünüyle stres altında geçirdik. Tribünlerin ısrarına rağmen üçüncüyü bulamayıp rahatlayamadığımız gibi uzatma dakikalarında da iyiden iyiye kapanmış görünmemize rağmen öyle bir pozisyon verdik ki resmen ayıp.
.
Ekime kadar ki maçlarda hem oyun hem de skor olarak tatminkar sayılırdık. Eksiklerimiz elbette vardı ama üstesinden gelinecek gibi görünüyordu. Ekim ayıyla beraber düşüş içine girildi ve bu akşam ay içerisinde ligdeki ilk galibiyetimizi almış olduk. Son günde olması da maindar oldu. Sezon başı "Bana stoper lazım" diyerek Ferrari'ye yol göstermesine rağmen sözü dinlenmeyen Schuster'in ne derece haklı olduğunu gördük bu ay. Forvetsiz hep "Bobo'm sağolsun" diyerek her maçı kurtaramayacağımızı da. Bir sürü birbirine benzer oyun kurucu orta saha oyuncumuzun Guti'nin gölgesi olamayacağı ve Quaresma'nın enerjisine ne denli ihtiyaç duyulduğu da açıkça anlaşıldı. Üst üste yaşanılan sakatlıkların payı da yadsınamaz elbette bu düşüşte.
.
Bu galibiyet ile birlikte dertlere son vermiş değiliz henüz. Dokuz puan kaybından sonra ihtiyacımız olan bir galibiyet elde ettik ve şimdi Perşembe günü oynanacak olan Porto maçını bekliyoruz. Sonrasında lige şimdiden havlu atmış olan Kasımpaşa ile oynanacak olması da bizim için bir avantaj. Porto maçından alınacak bir puan bile grupta şeklimizi şemalimizi belirler. Tabi evlere şenlik defans yapmaz, kaleye şut çekmeyi unutmaz isek.

Beşiktaş: 2
Sivasspor: 1

25 Eylül 2010 Cumartesi

Sonuna Kadar


.
Son yıllarda Beşiktaş'ın maçlarında gol gecikirse takımdan tribüne de sıçrayan bir panik havası dalga dalga yayılır ve daha yetmişli dakikalarda sanki maç bitmişçesine gereksiz bir stres yaşanırdı. Bu hissiyat da oyuna yansıyarak keyifsiz bir hale dönüşür sonuç olarak da tabelada göze hoş gelmeyen skorlar yazılırdı. Artık bu değişti. Beşiktaş oynadığı bütün maçları sonuna kadar kovalıyor. Kazandığı bir maç sonrası bunu yazmak kolay gözüküyor olabilir. Zira CSKA Sofya maçındaki gibi bu maçta da yine bir son dakika golü bularak üç puanı kazanmış olsak da son saniyelerde az kalsın kalemizde göreceğimiz golle iki puandan olacaktık. O zaman da fikrim değişmeyecekti çünkü takımın hissettirdiği net olarak bu.
.
Guti'nin olmadığı orta sahada Aurelio, Ernst ve Necip öyle bir duvar oluşturdu ki Antalyaspor'un golü bulması mucizelere bağlıydı. Yediğimiz golde takımın bu maçtaki en zayıf halkası (bence) olan Hilbert'in ve kaleci Hakan'ın büyük hatası onlar için bu mucizenin gerçekleşmesi anlamına geldi. Arkadaşları son dakika golüne rakip yarı sahada sevinirken ikisinin kendi yarı alanımızda kucaklaşması gözden kaçmayan bir kareydi. Tribünler maç 0-0 iken de öne geçtikten sonra da oldukça iyiydi fakat yenilen golden sonra biraz sinerji kaybı oldu. Esas güce güç katılması gereken dakikalarda sesler az çıkarken gol sonrasında sevinci çığırmak olmuyor.
.
İyi yolda gidiyoruz, içeride de dışarıda da mahkum oynamadan doksan dakikanın sonuna kadar kovalıyoruz. Darısı Perşembe günü Viyana'daki maça, sonuna kadar gidip Dublin'de şu takımı izlemek ne güzel olur.
.
Beşiktaş: 2
Antalyaspor: 1

15 Ağustos 2010 Pazar

Başlangıç


.
Ligin ilk maçında ligin yeni takımı Buca karşısına çıkan Beşiktaş 1-0 da olsa kazanmasını bildi. Şu sıcaklarda, ülkenin en sıcak şehirlerinden birinde, bırakın top oynamayı, izlemesi bile zor. İftar sonrası geç saatte başlayan karşılaşma için stada gelen seyirci sayısı hatırı sayılır miktarda. İlk bakışta İzmir'in ligdeki tek temsilcisi Buca'nın takımı çok toplama gözüküyor. Bu toplamdan bir çıkarım yapma görevi de Bülent Uygun'un. İşi zor geldi bize. Sivas'ın karlı sahasındaki maç sonlarında "Bülent Başgaaaan!" diye ona sarılan hayran kitlesinin bir benzerini yaratabilmesi için çok çalışması gerekecek.
.
Beşiktaş'a gelince; tek cümleyle özetleyecek olursak 'istediğini aldı' diyebiliriz. Her ne kadar kağıt üstünde favori gözüken taraf olsa da ligin ilk maçında önemli olan skora bakılmaksızın alınacak üç puandı ve bunu başardılar. Takımda aksayan kısım her zamanki gibi forvet hattıydı. Bitirici vuruşlarda etkili bir çift ayağa ihtiyaç duyulduğu kesin. Guti ilk resmi maçında attığı etkili paslarla hem gözümüzü okşadı hem de golün asistiyle üç puanın yolunu açan kişi oldu. Top onun ayağındayken herkesin tetikte olması lazım. Quaresma istekliliğini sürdürüyor. Kesinlikle daha iyi olacak. En büyük alkışı almayı hak edenlerden biri de genç Necip. Tekmeye uzattığı alnına bir öpücük bizden. Schuster, ikinci yarının başında gol gelince oyuncu değişikliklerini daha çok skoru korumaya yönelik yapmayı uygun bulup son dakikaları bekledi ve yorulanları teker teker kenara aldı. 75. dakikada rakibe çıkan kırmızı kartın da etkisi vardı elbette. On kişi kalan rakip karşısında maçın son bölümlerinde iki defans oyuncumuz Ferrari ve Zapo'nun gereksiz yere sarı kart görmeleri de ilerleyen haftalar için pek hoş olmadı.
.
Uzun sürecek olan maratonun ilk adımı sağlam atıldı, UEFA'da lige kalmak içinse üç adım atlama yapmak gerekiyordu, sıra sonuncusuna geldi. Salı günü iftardan önce, daha güneşi batırmadan İnönü'ye çıkmak durumunda kalacak takımımız. Finlandiya'ya avantajlı bir skorla gitmek için galibiyet, galibiyet için gol, gol içinde golcü şart.