24 Ocak 2013 Perşembe

The UK Diary - 5

İngiltere'de oturdugum yer, Fulham stadına 5-7 dakika, Chelsea stadına da 15-20 dakika yürüme mesafesindeydi. Çalıştığım restoran da Fulham stadının karşısındaydı. Maç günleri deplasmana gelen taraftarları yakalamaya çalısırdım hep, Fulham'da. Ama hiç gidemedim maçına, bir kere Celtic'le hazırlık maçı yaptılar sezon başıydı onun da saatini yanlış görmüşüm stadyuma bir gittim maç bitmiş millet dağılıyor hay dedim şansıma zaten Fulham deplasman Celtic ev sahibi gibiydi her yer yeşil beyaz, Fulham semtleri inliyordu "Celtic Celtic" diye...

Fulham stadı, Thames nehri kenarında, yanında kocaman bir park var, stadın karşı sokağında evler var yani, böyle mahallenin içinde bir stat. Deplasmana gelen otobüsler ana yola park ederlerdi, başlarında da bir polis arabası o kadar, gelen tayfalar otobüsten inerken bağıra bağıra stadyuma girerlerdi. Premier league takımları hep sağlam deplasman yapıyordu gelen en az 7-8 otobüs geliyordu, trenle falan münferit gelen de çok oluyordu. Stada en yakın yeme-içme yeri bizim restorandı maç günü ana baba günü olurdu, bir de 10 dakika yürüme mesafesinde daha ileride Golden Lions diye bir pub vardı, tayfalar orda toplanırdı; oraya da iş için başvurmuştum almamışlardı beni işe. İlk zamanlardı İngilizce mi yeterli bulmamıştı yaşlı bir karı vardı heralde dükkanın sahibiydi.


 Pub maç günü tıkllım tıklım, zaten cumartesi günü İngiltere'de futbol günü, içeride maç olsun olmasın, bütün publar tıklım tıklım. Çok güzel muhabbet olurdu, deplasman maçları televizyondan izlenir, gol attı mı takım içerisi yıkılırdı. Elemanlar birayı çifter çifter alırdı, en az içen 5 tane içerdi. Abiler çok sağlam içiyorlar, göbekler kocaman zaten hepsinde.

Londra'ya ayak bastığımın ilk haftaları, bir yandan alışma dönemi, bir yandan okul, bir yandan iş bulma telaşı, bir yandan eroinman ev sahbinin evinden kurtulma çabaları, hepsi bir yandan insanın canını sıkıyordu. Ben de fırsat buldukça statları keşfetmeye çalışıyordum. "Nasıl gidilir? ne yenir? ne içilir?" En yakın malum Fulham ve Chelsea. 

Yaz ayı olduğu için ligler daha başlamamış, yine bir gün Chelsea stadının oralarda dolanıyorum, etrafta takılıyorum, sigara falan içiyorum stadın önünde, sonra geri döneyim dedim eve gideyim. Metro istasyonun olduğu yer stadın 50 metre yanı ve metronun önü 4 yol. Baktım formalı tipler, karı kız genç yaşlı çoluk çocuk her yer mavi beyaz. Lan dedim "maç mı var?", statta hareket yok, 1 saattir burdayım bir numara olsa uyanırdım heralde dedim kendi kendime...


Takip ettim millet ara sokaklara giriyor, o dört yol meydanda 2 buyuk pub vardı, birinin adı ELK digeri de sanırım Walkabout (bütün İngiltere'de bolca var) daha bir sürü arka sokaklarda bunun gibi publar var. Millet doluyor içeriye, akın akın yani azımsanmayacak kadar kalabalık etraf. Ben de daldım Elk'e bizim Türkler vardı okulda bardak toplayıcısı ordaki adı bildigin bulaşıkcı işte, dedim "millet ne ayak?", ağa dediler hazırlık maçı var Chelsea'nin ABD'de ; takım orda kamptaymış meger. Oturduk izledik maçı, çok içtim kafam cok guzel olmustu, maçı da Chelsea aldı galiba Drogba atmıştı bir tane, Milan ile oynamıştı sanırım. Çok eğlenceliydi, topu kim ayağına alsa, güzel bir hareket yapsa alkış kıyamet, hemen o futbolcuya besteler falan, oturup izlemek de yok, dev ekranlar ve millet hep ayakta izliyor maçı, sanırım bir de cumaydı o gün. Maç bitti parti devam etti, asıl partici elemanlar da doldu bara, alt alta üst üste dedim nereye geldik arkadaş....???

Hiç yorum yok: