10 Ocak 2012 Salı

Beşiktaş İnönü Stadyumu "İzin Bilmecesi"


http://spor.milliyet.com.tr/inonu-ye-izin-cikti/spor/spordetay/07.01.2012/1485667/default.htm
2012'nin ilk günlerini yaşadığımız bu günlerde gazetelerde yayınlanan bir habere göre Anıtlar Kurulu'ndan yıkım için izin çıkmış. Zaten son 3-4 senedir bu tür haberleri çok duyduk. Haliyle yorum yapmaya veya konuşmaya pek gerek kalmıyor. Birde eski gazete manşetlerini arşivleyen "demirhan" arkadaşımızın fotoğraflarıyla tarihte kısa bir yolculuk yapmak sanırım yeterli olacaktır. Yıkım ile ilgili haberlere baktıkça herkesin aklından geçen tek cümle; "ya Anıtlar Kurulu, Beşiktaş'ımız ile kafa buluyor, ya da birileri bizleri ayakta uyutmak için basın yoluyla bu tür haberleri yayınlatıyor."



9 Ocak 2012 Pazartesi

Ankaragücü Deplasmanı


Maçtan önce bilet bulma telaşı, stresi yaşamak ayrı bir dert, maç sabahı soğuk ve kara dönen kötü hava da İstanbuldan Ankara'ya deplasman yapmak ise apayrı bir sıkıntı. Olsun vefakar, cefakar taraftar Beşiktaş'a hem cebinden, hemde haftada tek gün olan tatilinden karşılıksız veredursun. O kadar yorgunluğa birde tıngır mıngır kelle koltukta dönüşü var. Sokakta, barda kendini eğlendirmek adına boş boş bağıranların aksine deplasman yapanların ayaklarına sağlık !

Hastalığı nedeniyle son yapılan idmana katılamayan Egemen, Ankaragücü karşısına 4 serum yiyerek çıkmış. Çekilen sıkıntılara, verilen emeklere, aldığı paraya karşılık vermeye çalışan yeni transfer. Bravo fakat abartmayalım kahraman değil olması gereken...Profesyonel !



Maçın 85. dakikası oynanırken yıllar önce Leeds deplasmanında yaşananlar kadar ağır olmasada, gördüğümüzde bizleri üzecek olan yedek kulübesinden bir kare. İki oyuncumuzun keyfi yerinde, kimbilir nedeni nedir neşe dolu bu gülücüklerin? Başkent'te sahada varlık gösteremeyen, adeta maç seçen topçularımıza ise sanırım hatırlatmak lazım bazı gerçekleri.

Şerefinizle Oynayın Hakkınızla Kazanın...


Ülkenin köklü kulüplerinden başkent temsilcisi kümede kalma savaşının ötesinde yokları oynarken, gencecik topçuları adeta savaşıyor. Bizimkiler ise hayal kırıklığı yaşatıyor. Tok açın halinden anlamaz misali , bir taraf doymuş bir taraf ise aç.. Takım olarak somut bir doymuşluk yoksa o zaman topçularımızın doymuşluğunu sorgulamak gerekiyor.

Ayrıyeten maçın sonunda "sevinçten mi?, yoksa şekil için mi ?" bilinmez ama sahada koşturan gençleri görünce bizimkilere biraz daha kızıyordum. Yeşil çimlerin üstünde koşmak, o formaları giymek isteyen bir ton adam var. Kıymetini bilmek lazım !

7 Ocak 2012 Cumartesi

Kartal Yuvası Resmi Ürünlerimiz "!?!"


BJK İnönü Stadyumu'muzun eski açık tribünler altındaki Kartal Yuvası 2. katına çıkanlar bu ürünleri görebilir. Ben bu rezaleti daha yeni farkettim, Allah bilir ne kadar zamandır orada duruyordu!!!
Tamam ürünlerimiz kaliteli olmayıp aşırı pahalı olabilir, ürünlere özen gösterilmiyor da olunabilinir fakat amblemimizin içinde gururla taşıdığımız Türk Bayrağının bu şekilde hatalı basılmış haliyle defolu ürünlerin resmi ürünler etiketi altında Kartal Yuvası'nda satışa sunulması beni daha da üzüyor. Dünya kulübü olacağız diyoruz, amatörce işler yapıyoruz.
Kısaca rezalet !

6 Ocak 2012 Cuma

"Eskişehirspor" Deplasman Tribününde Maç İzlemek



Bilenler bilir, bilmeyenlere ufak bir anımsatma yaparak maç yazısına başlamakta fayda var. AcademY'nin temellerinin 96-97 yıllarında Eskişehirde okuyan "biz" Beşiktaşlılar tarafından atılışı, 99 yılında ise yaptırdığımız pankart ile tribünlere asmaya başladığımız günler daha dün gibi hafızalarımızda tazeliğini koruyor. Okul bittikten sonra güzel Eskişehirden harika anıları ve dostlukları unutmayarak İstanbul'a temelli dönüyorduk. İstanbulda olup da 'Çarşı'dan başka bir grup olmaz' diyerek 2001 yıllarında AcademY grubu olarak kendimizi fesh etmiştik. Şuanda ise bildiğiniz gibi ben ve "Badem" ile birlikte Beşiktaş'ımıza elimizden geldiğince pankartlarımızla, sitemizle ve blog sayfamızdaki yazılarımız ile katkıda bulunmaya çabalıyoruz.

Yıllardır ülkenin değişik stadyumlarında deplasman tribünlerine defalarca giden bizler, kendi yuvamız olan İnönü stadyumundaki deplasman tribününe ise haliyle bir o kadar yabancıyız. Deplase olan taraftarların yorumları kadar empati yapabilmenin dışına çıkıp İnönü'de deplasman yapanların neler hissettiğini anlayabilmek adına, "Badem" ile birlikte deplasman tribününe giriyorduk. Zaten bu sezon pahalı kombine ve son yıllardaki hoşnut olmadığımız durumlar nedeniyle kombine almamış olmamızın yanında, Eskişehir'den gelecek olan dostlarımızla hasret gidermek içinde güzel bir fırsat oluyordu.

Hafta içi olması nedeniyle deplasman yapanların sayısı az olduğu için giriş ve çıkışta sıkıntı yaşamadık. Maçın başlamasıyla birlikte yoğunlaşan sis yüzünden ise çoğu zaman yeni açık ve önündeki kaleyi göremiyorduk. Maç izleme açısından 2.kattan sahayı gördüğümüz Kadıköy ve Seyrantepe'ye göre kötü de olsa deplasman tribünün baskı altına alınamadığı stadyumlardan birine sahibiz. Örneğin eski açık tribününün numaralı tarafı skorbord ve kapı yüzünden zaten çok uzakta kalıyor. Kapalı tarafı çok yakın fakat çoğu zaman tezahüratlara katılım olmadığı için o taraftanda baskı olmuyordu. Zaten tribünlerin üstü açık olduğu için ses havaya karışıyor.


Kapalı tribünümüzün baskılı olduğu zamanlarda bile sesin sahaya veya karşıya yani numaralı tarafına direk gitmesinden dolayı açıkcası deplasman tribününde bulunan bizleri pek etkilemiyordu. Belki de bu yüzden deplasmana gelenlerin kapalı tribünümüzün performansını beğenmeme veya susturduk gibi söylemleriyle karşılaşıyorduk. Alt katı büyütülmüş 3 katlı yeni açık tribünümüzün mimari yapısı çok hoşuma gitsede malesef yapısı nedeniyle tam katılımlı tezahüratlarda sesler birbirine karışıyor.


Deplasman tribününün üstü açık sesin havaya karışıcak olmasına rağmen tezahürat yapılmak istenirse, baskı altına girmeden rahatlıkla tezahürat yapılabiliniyor. Mesela Kadıköy veya Seyrantepe'de ise bitişik çatıdan dolayı ev sahibi takımın taraftarlarının tezahüratları-ıslıkları deplasmancıları daha rahat etkileyebiliyor.


Maçın sonlarına kadar rahat ve güzel geçen karşılaşma, malesef kapalı tribünümüzün şike ile ilgili yaptığı gereksiz tezahürat yüzünden elektrikleniyor, Eskişehirspor'lu taraftarlar ise "şike yapanın anasını s..." tezahüratı ile de şikeye ve şikecilere tepki veriyor, eski açıktaki bizim taraftarlarımız tarafından alkışla sonlanıyordu.


Eskişehirspor sayesinde, yuvamızda deplasman tribününe giriyor, tribünlerimizi analiz ediyor, deplasmancıların neler hissetiğini anlıyorduk. 90 dakika boyunca yeşil saha pek görülmüyordu belki ama yoğun sise rağmen Mustafa Pektemek sis farklarını yakmış araba gibi kendini farkettiriyordu. 2012'ye 3 puan ile başlamanın keyfini umarız sene sonuna kadar nice galibiyetlerle devam ettiririz.

04.01.2012 BEŞİKTAŞ J.K. : 2 - Eskişehirspor : 0

Maçın Videoları : http://academybjk.com/fiks/arsiv1112/f1106.html

5 Ocak 2012 Perşembe

"VTB Arena Park" Stadyumu



2018 Dünya Kupası'nı düzenleyecek olan Rusya çalışmalara başlamış. 2018'deki organizasyon öncesinde hayata geçirilmesi planlanan projelerden en önemlisi olan 'VTB Arena Park' stadyumunun mimari özelliğinin yanı sıra, aynı çatı altında hem 45 bin kapasiteli futbol sahası hem de 12 bin kişilik kapalı spor salonunun bulunacağı dev proje dikkat çekiyor. Ev sahipliğini Rus takımı Dinamo Moskova yapacakmış. Belli mi olur ilerde Beşiktaş'ımızla deplasman yaparda fotoğraflar çekerken bu yazıyı hatırlarız.
Türkiye'mizde de devamlı yeni stadyum haberleri gündeme geliyor fakat ne bu tür ilginç mimari projeler göremediğimiz gibi ne de henüz somut bir ilerleme kaydedemedik.

3 Ocak 2012 Salı

Selanik Paok İzlenimleri

"26/27.11.2011" Cumartesi günü Paok'un, Kerkrya ile oynayacağı maça İstanbuldan gitmek için hareket ettik. Kerkyra, Tümer Metin'in bu sene oynadığı takımmış, gerçi kendisi sakat olduğu için sahada yoktu. Toumba stadı şehir merkezinin biraz dışında kalıyor ama yürüyerek gidilebilecek bir mesafede; kabaca 30-40 dakika yürüyerek Selanik’te her yere ulaşabiliyorsunuz. Biz de şehri görmek adına hemen her yere yürüyerek gittik zaten. Maça giderken neredeyse hiç Paok'lu görmedik; stadın önüne geldiğimizde maçın başlamasına 2 saat vardı ve in cin top oynuyordu.
Bilet gişesinden, internetten aldığımız biletleri teslim aldıktan sonra stadın etrafında dolaştık; her tarafta bizdeki seyyar köfteci tarzında ekmek arası yiyecek satan arabalar var, stad çevresinde oturup bir şeyler yiyip içebileceğiniz sadece bir tek yer var, orası da neredeyse bomboştu zaten. Stad çevresinde sadece bir minibüs çevik kuvvet polisi gördük, onlarda arabalarından hiç inmediler. (Bu arada stadın önünde yerde kocaman bir A.C.A.B yazısı var ).
İçeri girerken ne bir polis, ne de özel güvenlik karşılamıyor sizi; haliyle arama diye bir şey de yok biletinizi kendiniz okutup giriyorsunuz içeriye. İster çift turnike yap, ister üstünden atla karışan yok. Silahtan, döner bıçağına, alkole kadar istediğiniz her şeyi içeri sokabilirsiniz. İçeri girdiğimizde fotoğraf çektiğimi gören birisi geldi yanıma (ismi Aris olmasına rağmen Paok taraftarı olan ve ailesi Kars'tan Selaniğe göç etmiş birisi ), İstanbul'dan geldiğimi söyleyince ilk olarak "Beşiktaşlımısın?" diye sordu; Galatasaraylı olduğumuzu söyledikten sonra konuşmaya başladık, (Şunu rahatlıkla söyleyebilirim inanılmaz misafirperver ve sıcakkanlı insanlar, Türk olduğumuzu öğrenince acayip ilgi gösterdiler) tribünde diğer arkadaşlarıyla tanıştırdı bizi. Paok maçı için geldiğimizi söyleyince baya şaşırdılar, içlerinden biri geçen sene Kadıköy'deki maça gelmiş hatta taşlanan otobüslerden birindeymiş baya detaylı şekilde anlattı olanları. Bende o maçta statta olduğumuzu ve Paok taraftarına hayran kaldığımızı söyledim.Paok'un mazisini, İstanbul'dan giden Rumların kurduğu bir takım olduğunu bilip bilmediğimizi sordu. Bildiğimizi söyleyince, logolarındaki çift başlı kartalın kanatlarının İstanbul'un kaybedilmesi yüzünden kapalı olduğunu, olurda bir gün İstanbul'u geri alırlarsa o kanatların açılacağını söyledi. Stadın altında bir Paok Megastore var ama ürünler oldukça zayıf ve pahalı. Aris’in dediğine göre Yunanistan’da kimse store’lardan alışveriş yapmıyormuş. Zaten tribünde de kimsenin üstünde resmi kulüp ürünü yoktu.Maça gelecek olursak gayet sıkıcı ve kötü bir futbol vardı.

Tribünler ise tam bir hayal kırıklığı idi, tahmini 15 bin civarı seyirci vardı. O videolarda izlediğimiz tribünlerden eser yoktu haliyle. Tribünde cigara saranlar mı dersiniz, uzo içenler mi dersiniz ne ararsanız vardı. Kadıköy’de yaş ortalaması 25-30 arası olan tribün Selanik’te 18-25 arasına inmiş durumdaydı (belki maçı çok önemsemediklerinden olabilir bu)Aris, maç başlamadan “bu maçta beklediğiniz tribün atmosferini bulamayacaksınız” demişti. Gerçekten de öyle oldu; taş çatlasın 300 kişinin bağırdığı bir tribün vardı ama besteleri ve melodileri inanılmaz güzel. Bağırması çok zevkli besteleri var, bağırırken eğleniyor insanlar. Maç esnasında hakemin her ters kararında ellerine ne geçerse sahaya yağdırdılar (tabi karışan eden atmayın diyen, elinde kamerayla saha içinden tribünleri çeken kimse yok.) tezahüratların arasında iki takımın adını bağırıyorlardı biri tahmin edeceğiniz üzere Partizan diğeri de Beşiktaş. Beşiktaş’ın “sevdik gönül verdik her maçına geldik” bestesinin sonunda "be-sik-tas" şeklinde bağırdılar birkaç dakika.

Maç bitiminde Aris bizi arabasıyla ablasının balıkçısına götürürken, Iraklis’in stadının önünden geçerken aniden yol ortasında fren yapıp, geri döndü. İlerde bekleyen bir grubu gördü, Iraklisliler olduğu ve hemen her maçta o bölgede bekleyip Aris ve Paok taraftarlarına saldırdıklarını söyledi. Balıkçı da inanılmaz bir sofra kuruldu uzo eşliğinde balık keyfi yaptık, buradaki insanlarda oldukça sıcakkanlı ve misafirperverdi. Uzun süre sohbet ettik karşılıklı olarak bilgiler verdik tribünlerle ve ülkeler ile ilgili. Yunanistan’da en çok taraftarı olan takımın Olympiakos olduğunu söyledi Paok’un bir numaralı düşmanı bildiğimizin tersine Aris değil, Olympiakos olduğunu söyledi. Aris onlardan sonra geliyormuş. Tribün performansı olarak Selanik takımlarının daha iyi olduğunu, sonrasında Panathinaikos, AEK, Larissa’nın geldiğini Olympiakos taraftarının baya gerilerde olduğunu anlattı.Yunanistan’da herkes Türk dizilerini izliyormuş, Ezel tam bir fenomen olmuş durumda. Herkes az biraz Türkçe kelimeler biliyor. Yemeklerin, mezelerin, tatlıların isimleri hep aynı, Aris bizi yemekten sonra otelimize kadar bıraktı İstanbul’da görüşmek üzere vedalaştık kendisiyle.Biraz uzun bir yazı oldu kusura bakmayın. Özet geç diyenler için; Adamlar Beşiktaş’ı çok seviyor, rahatlıkla söyleyebilirim ki; Türk tribünleri olarak gördüğümüz baskıya rağmen kesinlikle Yunan tribünlerinin önündeyiz. Oradaki rahatlık Türkiye’de olsa her maç 1000 tane meşale yakılır, hiçbir maç tamamlanmaz. Bizim kalburüstü her tribünümüz(GS, FB, BJK, Bursa, Eskişehir, Ankaragücü, Sakarya, Göztepe vs) kesinlikle Yunan tribünlerinin önünde. "Önemli not; Selanikte hatunlar havalı ve güzel .. "

Aris atkıyı görünce bunu Store'dan mı aldın diyip, hafiften dalga geçti burda saflar dışında kimse store'dan alışveriş yapmaz dedi Şehir içinde her köşe başında bizdeki gazete bayileri gibi yerler var, oralarda 5 euroya atkılar satılıyor, Selanik'te kimle konuşsak, İstanbul'dan geldik desek gözlerinin içi parladı çok içten ve sıcak davrandı. Zaten sokaktan birini al getir İstanbul'a koy "bu adam yabancı" demezsin, çok ama çok benziyoruz. Ama yine Aris'in söylediğine göre Atina'da bu kadar sıcak bir ortam göremezmişiz Atinalılar daha soğuk ve milliyetçilermiş.Bu arada eğer maça gideceksen mutlaka büyük bir maça git Panathinaikos, Olympiakos, AEK ya da Aris maçına. diğer maçlar hazırlık maçı kıvamında geçiyormuş.
Selanik gezimizin ikinci gününe kordon’da kahvaltı yaparak başladık; sonrasında rotamız Ata’mızın doğdu evdi…

Atatürk’ün evi Selanik'in biraz yukarı mahallelerinden birinde kalıyor ve hiçbir haritada gösterilmiyor, yol üstünde de en ufak bir tabela ya da uyarı levhası bulunmuyor, bulması biraz zor ama o çevrede kime sorsanız hemen tarif ediyorlar. Zaten önünde bekleyen 2 çevik kuvvet otobüsünü gördüğünüzde evi bulduğunuzu anlıyorsunuz. Ata’mızın evinin yanındaki bina da Türk konsolosluğu, eve konsolosluk kapısından giriş yapılıyor. Ev inanılmaz güzel ve bakımlı. Yalnız evdeki eşyalar orijinal eşyalar değil; Atatürk’ün ve ailesinin Türkiye’de kullandığı eşyalar. Atamızı ailesi oradan taşındıktan sonra ev de bir Rum aile oturmuş uzun süre, sonrasında Yunanistan hükümeti evi bu aileden alıp Türkiye’ye hediye etmiş, Evin içinde Atatürk’ün birçok eşyası ve kıyafeti sergilenmekte, evin bahçesine girdiğiniz anda inanılmaz bir heyecan ve huzur kaplıyor insanın içini. Konsoloslukta çalışanlar çok ilgili, sorduğunuz her şeyi güler yüzle cevaplıyor. Atamız’ın evinden çıkıp Bizans ve Arkeoloji müzelerini gezmek istedik fakat kapanmış olan müzeleri gezemeden Selanik gezimizi noktalamak zorunda kaldık.
Kaynak : Galatasaray tribünlerinden Kubilay Cengiz'e , yazı için teşekkür ederiz.

Büyük İkramiye



2012' ye merhaba dediğimiz bu günlerde hemen hemen hepimizin aklında 31 ocak akşamı çekilen piyango ve bu senenin 40 milyon TL'lik büyük ikramiyesi hayali vardı. Maçlar başlamadan tiyatro yazılarıma Aralık ayı içinde gittiğim "Büyük İkramiye" isimli oyunu yazmazsam zaten olmazdı. Lig arası tiyatro izlenimlerine devam ederken, blogumuzun arşivinde de yer alması nostalji seven beni ayrıca mutlu ediyor.

Televizyon yıldızı ve programcısı olan Armağan Çağlayan'ı televizyondaki programlarında pek izlememiş olsamda, Nedim Saban tarafından Türkçe’ye çevrilen ve uyarlanan bu oyunda keyifle izliyordum. Oyuncu seçimleri ve rol dağıtımı tasarlanırken, ilk kez bir tiyatro oyunuyla sahneye çıkacak olan Armağan Bey'e teklif götürülmüş. Hatta teklifi şöyle yapmışlar ; merak etme sen zaten “Kendini oynayacak” tıpkı orijinal versiyonda olduğu gibi Tv yıldızı ve başarılı bir tv programcısını canlandıracaksın denmiş. O da rolünü gayet "cool" şekilde oynuyor fakat son zamanlarda aşırı derece kilo almış olması bizleri şaşırtıyordu.

Oyunun konusu ise; ekonomik olarak durumları pek iyi olmasada aç ve açıkta olmayan mutlu birbirlerine son derece bağlı bir şekilde hayatlarına devam eden anne,baba ve kızlarının tek lüksleri tvelevizyon izlemek iken evin reisi olan babalarına büyük ikramiye çıkması ile yaşamlarının istemeden değişmesi. Zengin olmalarına rağmen mütevazi hayatlarına devam etmek isteyen aile bireyleri, kızlarının magazin programlarında gördükleri ikoncanlar gibi olmasını arzulamaları ile olaylar gelişiyor. Armağan Çağlayan, “Büyük İkramiye”yi kazanan yeni zengin ailenin kızlarını cemiyet hayatının ve medyanın acımasızlığı karşısında yetiştirme ve hazırlama rolünü üsleniyor.


Bu oyunu izlerken bende birkez daha "eğer bu sene büyük ikramiye bana çıksaydı, ben bu ailenin veya genelde insanların düştükleri hataya düşmem" diyerek hayıflanıyordum tabi gerçek ile varsayımlar farklıdır. Boşuna herşeyin "Hayırlısı" demiyoruz. Oyun güzel, bihassa piyango hayali olanların izlemesini tavsiye ediyorum. En azından ders çıkarılabilinir..