14 Kasım 2012 Çarşamba

"SS Lazio - AS Roma" Derbisi Deplasmanı


Cumartesi uçaktan iner inmez maç bileti alabilmek için direkt Termini'ye, Sts Point ve Irridicubili Shop'a gittim. Ancak yaklaşık 1,5 saat etrafta dolaşmama rağmen dükkanları bulamadım. Sorduğum herkes "Ben Lazio'lu değilim yerini bilmiyorum" diyerek kibarca "hadi başka kapıya" dediler, zorda olsa mekanları buldum fakat bilet bitmişti. Sadece biz de numaralıya tekabül eden Monte Mario bileti vardı ve 115 € idi. IRR Shop'ta onu da almadım ve bir ümit Roma Store'a gittim. Bu arada IRR Shop'ta tek bir Irridicubili ürünü yoktu çakma formalar falan vardı onlar da çok pahalıydı. Burada da sadece bu tribünün bileti vardı. Paraya kıyıp 110 €'ya aldım bileti. Roma Store'da çok fazla dişe dokunur ürünler yoktu. Formalar 120, t-shirtler 40-50 € arasında fiyatlara satılıyor. İndirime giren ürünler vardı 5-10 € arasında ama beden bulmak çok zordu. Store'un üst katına çıkan merdivenlerin duvarına Roma'nın efsane futbolcularının formalarını koymuşlar bir kısmı da oyuncular tarafından imzalanmış.Maç günü Fabio ile Colesium'un ordan metro ile stada geçtik.Yolda metroda neredeyse hiç formalı atkılı birilerini görmedik.

Sadece stada yürüdüğümüz yolda maça gittiğimizi anladık. Bu arada şehir Roma'nın kesinlikle, bindiğimiz taksilerin şoförleri, dükkanlarda çalışanlar hep Roma'lı. Metro'da karşılaştığımız 20-22 yaşlarında bir Roma taraftarıyla biraz sohbet ettik kendisi ultra olmadığını sadece maçlara gittiğini söyledi. Metro'dan çıktıktan sonra bizi bir şeyler içmeye davet etti ama maçın başlamasına 1 saat kaldığı için stada geçtik. CurvaSud'a giden yolun etrafında bir çok Lazio'lu gördük fakat kimse kimseye bakmıyordu bile. Tribüne girerken de sadece pasaport kontrolü yapıldı burada da biletinizi kendiniz okutup giriyorsunuz içeriye. Bizim olduğumuz tribünde herkes karışık oturuyordu. Öyle ki benim sağımda iki Lazio'lu genç solumda Roma'lı bir karı koca vardı.
 Lazio'nun beraberlik golü sonrası çocuklar sevinirken Roma'lı olan abla kaşlarını kaldırıp, çocuklara ters ters baktı; çocuklar da hafiften korkup oturdular yerine. Takımlar ısınmaya çıktığı andan itibaren her iki tribünde de bayraklar sallanmaya başladı ve dev bayraklar hariç maç bitene kadar hiç durmadan sallandı. Sarı Kırmızı olmasından mı bilinmez özellikle Roma bayrakları gerçekten muhteşemdi.


Maç öncesi Lazio tribünlerinde Gabriele Sandri'nin dev bir portresi açıldı. (11.11 Gabriele'nin ölüm yıl dönümü) Lazio başkanı Curva Nord'un önüne gidip çelenk bıraktı. Bütün bunlar olurken Roma tribünleri de dahil olmak üzere herkes ayağa kalkıp dakikalarca alkışladılar. Takımlar sahaya çıkarken Roma tribünlerinde sisler ve bir kaç meşale yandı ortaya çıkan görüntü muhteşemdi. Lazio tribünlerinde Klose'den dolaı 10'dan fazla irili ufaklı Almanya bayrağı vardı. Ülke bayrağı da olsa Lazio tribünlerinde sarı kırmızı gömek enteresandı.

Maça Roma hızlı başladı ve Lamela ile golü buldu. Sonrasında inanılmaz bir yağmur bastırdı. Işıklandırmaların bir kısmı söndü, Saha bizim Arenaya dönecek derken bir kaç dakika top suya takıldı ama sonrasında hiç yağmur yağmamış gibi devam etti. Sonrasında ilk yarının sonlarına doğru Lazio'nun golleri ve De Rossi'nin kırmızı kartı gelince maç bitti artık diye düşünmeye başladık. Bir de üstüne ikinci yarı başlarken Mauri 3. golü atınca Laziolular bağırır Roma susar derken tam tersi oldu 3-1'den sonra harika tribün yaptı Roma'lılar. Zaten maç boyunca da Roma tribünde çok üstündü.Son dakika'da Mauri kart görüp Roma'da golü atınca acaba beraberlik gelir mi derken 90+'da beraberlik kaçınca yıkıldık

Maç biter bitmez Roma tribünleri boşaldı, az bir süre sonra da Lazio tribünleri çıktı.

Fotoğrafları http://imageshack.us/g/1/9866554/ linkiden görebilirsiniz
.
Kaynak : Galatasaray tribünlerinden Kubilay Cengiz'e , yazı için teşekkür ederiz.

6 Kasım 2012 Salı

Sonbahar --->> Yağmur --->> Tribünler


Sonbaharın gelişiyle önce hava serinler, sonrasında soğumaya başladığı gibi gökyüzü de bulutlarla kaplanır. Futbol olmasa çekilecek gibi değildir 4-5 ay boyunca sürecek olan ne koyu gri bulutlar ne de erkenden kararan gökyüzü ile uzun akşamlar.
Eskiden tribünlerin üstü kapalı olmadığı için herkes kendi şemsiyesini yanında getirip adeta üstü açık tribünleri kapalı tribüne çeviriyordu. Bu 3 fotoğrafta Avrupa'daki bazı maçlardan.İşte gerçek cefakar taraftarlar dedirten cinsten.

Halen ülkemizde bir çok stadyumda tribünlerin üstü açık olması üzücü bir de malesef şemsiyeleri kapılarda güvenlik güçleri topladığı için insanlar yağmurlu havalarda doğal olarak maçlara gitmek istemiyorlar.

Kasım ayına girdik, gökyüzü bulutlu yağdı yağacak, sabah haberlerde meteoroloji sel uyarısı yaparken aklıma arşivimdeki bu fotoğraflar geldi. Dedim tam zamanı.Bakıp bakıp fotoğraflara dalarken şimdi ki hiç birşey beğenmeyen klavyeci taraftarlara gülüyorum. Taraftarlık nereden nerelere gelmiş diyerekten..

Fotoğraflardaki zamanları görememiş olsam da, maçlara gitmeye başladığım zamanki tribünler ve taraftarları hatırlarım. Şimdi ise geçmişe bakıp nereden nereye gelmiş diyebiliyorum.



2 Ekim 2012 Salı

"Paok-Aris Derbisi" Deplasmanı

Cuma günü 5 arkadaş arabayla İstanbul'dan yola çıktık. Yaklaşık 6 saatlik bir yolculuktan sonra gece 23.00 gibi Selanik'e vardık.Geçen sene otobüsle gittiğimizde çok farketmemiştim ama Yunanistan tarafında yollar kaymak gibi desek yeridir. Neredeyse 150'nin altına hiç inmedik

Otele yerleştikten sonra yemek için dışarı çıktık, kordondaki mekanlara gittik fakat geçen sene iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalık olan kordon boyundaki mekanların bir çoğu krizden etkilenmiş ve iflas etmiş. Açık olanlar ise bir kaçı hariç oldukça boştu ama dolu olanlarda ortam şahaneydi. Selanik'te "damsız yardımcı olamıyoruz" olayı yok. İstediğiniz yere eğer gerçekten yer varsa rahatça girebiliyorsunuz. Burada birşeyler içtikten sonra gece 3 gibi otele döndük. Buralarda oturup şişe açtırmak isterseniz 100-150 €'yu gözden çıkarmanız gerekiyor. Bunun dışında tek içecekseniz Chivas Regal'inden Standard  Vodkasına kadar herşey 10 €. İstanbul ile kıyaslarsak makul diyebileceğimiz fiyatlar.
Cumartesi günü kahvaltıdan sonra Atatürk'ün evini ziyarete gittik fakat ev tadilatta olduğu için içeri giremedik. 29 Ekim'de tekrar ziyarete açılacakmış. (Parça parça bakım yapmak varken evin tamamını kapatmak biraz garip olmuş. Oraya Ata'mızın evini görmeye gelen kişilerin kapıdan geri dönmesi hoş değil diye düşünüyorum.) Evin 10 metre ilerisinde Türklerin sahibi olduğu bir hediyelik eşya dükkanı var. Atatürk'ün evi ile ilgili küçük hediyelik eşyaları 2-10 € arası fiyatlara buradan alabiliriniz.

Daha sonra Aris'in stadına gittik. Çok enteresan şekilde Aris Store ve Super 3 ürünlerinin satıldığı dükkan kapalıydı. Stadın etrafında tur atarken açık kapılardan birinden içeri girdik ve bizde numaralıya tekabül eden tribüne çıktık. Bu tribünde oldukça güzel bir bar yapmışlar.Barda çalışanlara sorduğumuzda "sahaya girmeden istediğinizi yapabilirsiniz" cevabını aldık ve bol bol fotoğraf çektik. 
Aris'in stadı şehrin lüks diyebileceğimiz bir yerinde. Zaten Paok'lu arkadaşlar da Aris'i zenginleri takımı diye tanımlıyorlar. Stadın etrafında bir çok grafitti ve aralarında Türklere küfür eden bir çok duvar yazısı var. Stadın tribünlerinin altında iki tane basketbol sahası var. Aris'in faaliyet gösterdiği basketboldan judoya kadar tüm branşların stadın çeşitli bölgelerinde antrenman salonları ve ofisleri var. Bu durum Paok için de geçerli.Super 3 store'un akşam 19.00'dan sonra açılacağını öğrendik ve akşam geri dönmek için buradan ayrıldık. Akşam tekrar Super 3 lokaline gittik; Televizyonda Atromitos- Olympiakos maçını izleyen 20-25 kişilik bir grup vardı içerde, açıkcası ben biraz tedirgindim bizi hoş karşılamayacaklarını düşünüyordum fakat Sakis isimli kişi bizi gerçekten sıcak bir şekilde karşıladı. "İstanbuldan gelenler sizler misiniz?" diye sordu ve direkt "Galata" dedi Zaten konuştuğumuz 3-4 Aris taraftarı İstanbuldan geldiğimizi öğrenince hemen "Galata" dediler. Galatasaray'ı ve Ultraslan'ı biliyorlar. Buradan 2 tane atkı aldık; Sakis bize Aris-Boca maçının hatıra t-shirtlerinden hediye ederek bizi bir kez daha şaşırttı. Mutlu ve şaşkın bir şekilde otele döndük.


Cumartesi gecesi tekrar alemlere akmak için otelden ayrıldık.Pazar sabahı otelden ayrıldık ve Toumba'ya biletlerimizi teslim almaya gittik. En önemli maçlarından biri olmasına rağmen maç günü hala bilet satılıyordu. Kısa bir beklemenin ardından biletleri alıp bişeyle içmek ve adı Aris olan fakat kendisi Paok taraftarı olan arkadaşımızla buluşmak için Kordon'a indik. Aris bizi havaalanına yakın olan şehrin tek alışveriş ve eğlence merkezi olan Cosmos isimli yere götürdü burada bişeyler içtikten sonra Toumba'ya hareket ettik. Aris'in bize hediye ettiği Gate 4 t-shirtlerini giyip stadın etrafında dolaşıp Paok'un meşhur papazının evinin önünde döner yedik.Maç öncesi ortamları çok zayıftı, bizdeki sokak,
Fenerbahçe'deki Nazlı ya da Beşiktaş'ın Kazan'ı gibi bir ortam yok. Stad çevresini bu kadar sönük görünce kafamızda maça dair soru işaretleri uyandı. Numaralı tarafına Aris'in arkadaşlarıyla buluşmaya giderken çok sayıda polis otobüsü gördük. Aris otobüsü gelmek üzereydi otobüsler arka arkaya sıralanarak yolu kapattılar ve taraftarları o bölgeye almadılar. Aris otobüsü güvenli bir şekilde stada ulaştıktan sonra tüm otobüsler staddan ayrıldılar. Aris'in arkadaşlarından 2 tanesinde Beşiktaş forması vardı.

Derbi maçı olmasına rağmen geçen sene olduğu gibi yine aranmadan ve biletimizi kendimiz okutarak içeri girdik. Gate 4'ün Maraton'a yakın tarafına yerleştik tam önümüzde maç için Belgrad'dan gelen 10 kadar Grobari üyesi vardı. 6 yıl önce bir deplasman dönüşü kaza geçirip hayatını kaybeden 3 Paok taraftarının ölüm yıldönümü olmasından dolayı bir yönetici Gate 4'ün oraya tam bizim önümüze bir çelenk bıraktı. Bu arada Gate 4 'ün önüne Rapid maçından sonra bütün kale arkasına kaplayacak şekilde ağ gerilmiş.

Maçın başlamasına 40 dakika kala stat büyük ölçüde doldu ve ufak ufak tezahüratlar başladı. 4-5 tane bestelerini bilmemize rağmen genelde ilk kez duyduğumuz besteleri bağırdılar. 1 senede neredeyse bütün repertuarları değişmiş :) Genel itibariyle Aris'e küfür edilen besteleri söylediler. Yunanistan'da artık bir ritüel halini alan rakibin atkısını pankartını demirlere asıp yakma olayı gerçekleşti .
Takımlar sahaya çıkarken baya bir meşale yandı fakat ben daha fazlası yanar diye düşünüyordum.Maçın başlamasıyla birlikte Paok fırtınası da başladı. Üst üste gelen gollerle tribünler harikaydı. Aris'in attığı golden sonra yaşanan 15 saniyelik bir suskunluk dışında bir an olsun susmadılar ve muhteşeme yakın bir tribün yaptılar. her golden sonra "Aris'e Aris'i ..tik, Türkler s.ker Türkler S.ker" diye bağırdılar.




Athanasianidis "akula vuruşuyla muhteşem bir gol attı. İzlemenizi tavsiye ederim. (Paok'un 4. golü) İlk yarı 4-1 bitince devre arasında 7 mi atarız 8 mi atarız muhabbeti döndü ama Paok ikinci yarı neredeyse hiç gitmedi Aris'in kalesine.Arkadaşlar Aris'in A2 takımı gibi bir takımla sahada olduğunu parasızlıktan bu sene hiç tranfer yapamadıklarını söylediler. Bu durumdan dolayı Paok'un hocasının takımı geri çektiğini düşündüklerini söylediler.

Maçın sonuna doğru Paok 10 kişi kaldı, uzatmalarda ise oyuncuların kavgası sonucunda Paok 9, Aris 10 kişi kaldı.Maç bitiminde sıradan bir galibiyetmiş gibi oyuncular soyunma odasına giderken taraftarlarda stadı boşaltmaya başladı ne bir kutlama ne bir sevinç gösterisi hiç birşey olmadı. Biz de 23.00 gibi yola çıkıp 04.30 civarı İstanbul'a giriş yaptık.
Kaynak : Galatasaray tribünlerinden Kubilay Cengiz'e , yazı için teşekkür ederiz.

25 Eylül 2012 Salı

Geçti Antep Deplasmanı, Uç Kartal'ım Niğde'ye

Deplasmanda alınan Gaziantep mağlubiyeti sonrası Beşiktaş'ımız, bu seferde Türkiye Kupası 2. tur mücadelesi için bugün Niğde deplasmanında Niğdespor ile saat 14:30 da karşılaşacak.

Niğdespor takımı, Bölgesel Amatör Lig 5. grupta mücadele ediyor. 5 Şubat Stadyumu'nun kapasitesi ise 5.000 kişilikmiş.
Bizim için kolay ve önemsiz bir maç gibi dursada 350 bin nüfuslu Niğde şehrinde elbette kura çekiminden beri heyecanlı bir bekleyiş var. Kupa maçlarını, maç bahanesiyle büyük takımların ülkemizin değişik şehirlerine adeta turneye giden sanatçılar gibi deplasmanlara giderek kattığı bu güzel duygular yüzünden çok seviyorum.

Hak edenin kazanmasını dilerken tabiki gönlümüz ve arzumuz Beşiktaş'ımızın galip gelmesinden yana. Pankart ile jest yapan Niğde kulübüne şahsım adına teşekkür ederim.

24 Eylül 2012 Pazartesi

Maket Beşiktaş İnönü Stadyum Çalışması

Kim uğraşmış, kim yapmış bilmiyorum ama yapan kişi(ler) bayağı bir emek vermiş, sırf bu yüzden bile tebrik etmek gerekir.

Hele ki maket Beşiktaş'ımız ve stadyumumuzla ilgili olunca kocaman helal olsun. Nette gezinirken karşıma çıktı, çokta hoşuma gitti. Bu tür hobisi olan ve böyle maketler yapan sadece ben değilmişim diyorum her seferinde, bu tip güzellikler gördükçe.

Bu maketlerin ve uğraşanların sayısının artması dileğiyle..

29 Temmuz 2012 Pazar

Spartak Moskova - FC Krasnodar

Rusya'nın başkentine yaptığımız turistik ziyaret esnasında tarihi şehri adeta 'Moskova never sleeps' şarkısındaki gibi az uyuyarak bol bol gezerken, bir tribüncü olarak aklımızda "hazır gelmişken haftasonu oynanacak herhangi bir lig maçına da gitsek, hiç fena olmaz" düşüncesi hakimdi. Ufak bir araştırma ile cumartesi akşamüstü Spartak Moskova'nın maçının olduğunu öğreniyorduk. Misafir umduğuna değil bulduğuna gider misali maç için program yapmaya başlamıştık. Zaten herhangi bir Rus takımına karşı özel sempatimizde olmadığı için bizim açımızdan sorun yoktu.

Bizim açımızdan sorun yoktu fakat Moskova'da bizi ağırlayan bayan arkadaşlarımızın "sakın Spartak maçına gitmeyin, yabancılar bilhassa esmerler için tehlikeli" çıkışı ile kış aylarında Spartak Moskovalı bir taraftarın Kafkas kökenli olduğu iddia edilen bir vatandaş tarafından öldürülmesi sonrasında çıkan olaylar ve fanatik grubun ara ara göçmenlere karşı gerçekleşleştirdiği ırkçı saldırıları anlatmaları ile bu maça gidişin sıradan bir maça gidiş kadar rahat olamayacağını ve yaşanan saldırı olaylarını anımsıyorduk. Anımsayamayanlar için bakınız: http://webtv.hurriyet.com.tr/2/12126/0/1/irkci-saldirilar-rusya-yi-karistirdi.aspx
Unutmadan kısaca Moskova izlenimlerimi de yazmak istiyorum. Yaza doğru gittiğimiz için hava akşamları 23.00 gibi kararmaya başlıyor sabah 04.00 gibi de aydınlanıyordu. Şansımıza İstanbul yağmurlu ve serin iken Moskova ise enteresandır çoktan yaza girmiş ve hatta bildiğimiz sıcaktı. Şehir merkezinde gezerken tanık olduğumuz lüks mekanlar, araçlar ve modayı yakından takip eden gençler sayesinde adeta zengin bir Avrupa şehrindeydik. Meşhur Kızıl Meydan, koca şapkalı asker ve polis üniformaları ile Rus Kiril alfabesi yazılarını görmesek aklımızdaki komünizmden geriye hiçbir kalıntı kalmamış diyebiliriz. Moskova pahalı bir şehir ayrıyeten çok fazla Kafkas kökenli insan vardı, geneli ise vasıfsız işlerde çalışıyor. Şehirde İngilizce bilenler çok çok az, Türkiye'de olduğu gibi genelde gençler biliyor.

Bazı caddeler bizim eski Asmalımescit tadında cıvıl cıvıl, gece hayatı hareketli, mekanlar ve dekorlar, çalan müzikler cidden güzeldi. Kapılarda sıkı kontroller olmasına rağmen gıcık olduğumuz "dam" sorunu yaşanmıyor. Kılık kıyafetiniz düzgün olsun, içerde yaramazlık yapılmasın yeterli. Eğlenmeye gelen insanların ekonomik durumları da iyi olduğu için, Rusya dendiğinde hepimizin aklına gelen o malum sıcak kanlı hadiselere de denk gelmedik. Zaten güvenlikler sert, aynı zamanda kibar oldukları için mekanlar kontrolleri altında. Metro vagonları eski olsa da duraklarda 2-3 dakikadan fazla beklenmiyor hatta eski vagonlara ve o görünümlerine göre çok çok hızlılar, yeraltından çıkmadan diğer hatlara aktarma yapılabiliniyor, adeta örümcek ağı gibi şehri sarmış. İlk başlarda alfabenin de farklı olmasından dolayı zorlansakda sonradan çözüyorduk. Müzeyi andıran çok güzel istasyonları var. Caddeler geniş olduğu için alt geçitler kullanılıyor, mesela eğer yol kenarına gelirseniz eski kötü arabalar hemen ardı ardına sıralanıyor. Zaten kaldığımız sürece resmi taksi yazılı araçta göremedik. Araçlarda taksimetre olmadığından dolayı, gideceğiniz yere önerecekleri ücrete kesinlikle pazarlık yapmanızda her zaman fayda var. Adeta otostop çekeni alırım, cep harçlığımı çıkarırım havasında bir durum oluşmuş.

Bize eşlik eden (fakat futbol ile ilgilenmedikleri için) kız arkadaşlarımızın yardımlarına rağmen Spartak Moskova'nın adeta şehrin bir diğer ucundaki resmi ürünler satan dükkanını bulana kadar epey yürüyor ve zorlanıyorduk. Bunun üstüne birde dükkanlarında kayda değer bir ürün bulamamanın hayal kırıklığı sonrasında hem anı olsun, hemde anıdan çok kamufle olabilelim diyerek birazda zorunlu olarak ben yazlık bir atkı alırken arkadaşımda birer adet t-shirt ve şapka alıyordu. Açıkcası ürünlerin geneli hem kalitesiz hemde aşırı pahalıydı. Maç biletlerinin de burada satıldığını öğrenince görmüşken alalım dedik. Çalışanlar curvasud tribününe bilet satışı olmadığını, curvanord tribününde de fanatiklerin yer aldığını ikaz ederek bize ya numaralı yada maraton olarak tabir ettiğimiz yerleri önerdiler.

Metro ile stadyuma en yakın istasyonda inerken etraftaki polislerin sayısı görülmeye değerdi. Maça fazla bir ilginin olmamasına rağmen stadyuma 15-20 dakikalık sıkı bir yürüyüş mesafesinde bile bu kadar çok polisin ve askerin ara sokaklarda sıkı önlem aldıklarını gördükçe açıkcası korkmadık değil. Halbuki biz anlatılanları biraz hafife almıştık. Kapılardaki polislerin üst aramalarından yabancı olduğumuz için daha rahat geçip içeri girdiğimizde 80 bin kapasiteli tribünlerin çoğu boş ortalama 15 bin civarında kalabalık varken polis sayısı ise görülmeye değerdi. Curvanord tribünündeki fanatikler maç boyunca güzel kısa tezahüratlar yaptılar. Öğrendiğimiz kadarıyla konuk takım Moskova'ya 1.350 km uzaklıkta bulunan bir şehrin orta ayar bir takımıymış. Kendilerine ayrılan yerde de 50 civarındaydılar. Yakın olduğumuz için maçın başlarında seslerini duyuyorduk fakat maçın başında üstlerine gelen yakıcı etkili güneş ile yedikleri erken gol sonrası bir daha sesleri çıkmayacaktı. Maçı kırmızı beyazlılar 4-0'lık net ve rahat bir oyunla kazanırlarken bizde 85. dakika da kalabalığa kalmadan metroya doğru yürüyüşe geçiyorduk. Dışarda metroya kadar sağlı sollu dizilmiş kasklı askerler ve atlı polisleri görünce bunlar kimi koruyor demeden edemedik. Ev sahibi taraftarın taşkınlık yapmaması için alınan önlemler bizi cidden şaşırtıyordu. Sıradan ligin başındaki önemsiz bir maç böyle oluyorsa demek ki derbi maçları nasıldır demeden edemiyorduk.